Blog

Gerçek burcunuzu bir astronomdan öğrenin!

Gazetelerde ve dergilerde yazan burç tarihlerinizin doğru olduğunu mu sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz! Burada size nedenlerini açıklayıp gerçek burcunuzun ne olduğunu bulmanızı sağlayacağım.

Şu anda astrologların (yıldız falcılarının) büyük bir bölümünün kullanmakta olduğu burç tarihleri milattan önce 2000 yılına, Babilliler tarafından oluşturulan burç sistemine dayanmaktadır. Oysa ki burçların tarihleri her gün çok yavaş bir şekilde değişmektedir. Bu değişimin nedeni astronomide “gündönümünün devinimi (precession of the equinoxes)” olarak bilinir.

Şimdi basit anlamda bunu anlatayım. Belki lisedeki coğrafya derslerinizden hatırlarsınız. Yerin Güneş etrafında dolandığı düzlem ile ekvator arasında 23° 27′ lık meşhur bir açı vardır. Bu açı nedeniyle bazı aylar Güneş ışınları bulunduğuz enleme dik, bazı aylar ise eğik olarak ulaşır. Bu olay mevsimleri oluşturur. Buraya kadar ki bilgilere eminim bir çoğumuz aşinayız. Burada Dünya’nın hareketini biraz eğik bir şekilde dönen bir topaca benzetebiliriz. Topacın hareketine dikkatli bir şekilde bakarsanız kendi ekseni etrafında hızlı bir şekilde döndüğünü, ancak bunla beraber dönme ekseninin de çok yavaş bir şekilde yalpaladığını görürsünüz. İsterseniz Çinli bir amcamızın çevirdiği şu dev topacı izleyerek bu hareketi anlamaya çalışalım (özellikle 01:10’daki yalpalama hareketine dikkat edelim):

Dünya da aslında benzer bir yalpalama hareketi yapmaktadır. Ekliptik ile ekvator arasındaki 23° 27′ lık açı sabit kalırken (ki aslında bu değer de çok uzun süreler içinde değişir) yerin ekseni uzaydan bakıldığında bir yalpalama hareketi yapar. Bu hareketin tam bir dönüşü yaklaşık 26.000 yıl sürmektedir (eğer daha ayrıntılı bir video isterseniz buraya tıklayabilirsiniz). Eksenin bu sürekli devinimi mevsimler üzerinde etkilidir. Örneğin 26.000 yılın yarısı olan 13.000 yıl sonra eğer takvimlerimizde gerekli düzeltme yapılmasaydı Ağustos ayının ortasında Kış mevsimini yaşıyor olacaktık. Peki bu düzeltme nasıl yapılıyor şimdi ona bakalım. Yer’in Güneş etrafında bir kere dolanması için geçmesi gereken süre:

365 gün 6 saat 9 dakika 9 saniye‘dir.

Yer ekseninin devinimi ve mevsimlerin değişimi gözönüne alındığında, ardarda aynı mevsimi yaşamamız için geçmesi gereken süre:

365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniye‘dir.

Bizim de kullanmakta olduğumuz Güneş takvimleri oluşturulurken Yer’in Güneş etrafındaki tam turu için gereken süre yerine aynı mevsimi ardarda yaşamamız için gereken bu ikinci süre kullanılır. Aslında bu çok mantıklı ve kullanışlıdır. Çünkü biz yıl kavramını hangi mevsimde olduğumuzu, havanın nasıl olacağını kestirmek için kullanıyoruz. Bu nedenle Ağustos ayında hep Yaz’ı yaşamak isteriz. Sürekli değişen ve ayların mevsimleri göstermediği bir yıl sistemi hiç de kullanışlı olmazdı. Herneyse, konumuza dönelim. Görüldüğü gibi bu iki zaman arasında yaklaşık 20 dakikalık bir fark vardır. Bu nedenle Yer’in her yıl Güneş etrafındaki bir turunu olması gerektiğinden 20 dakika önce tamamladığı kabul edilir. Bu nedenle her yıl belirli bir tarihte Güneş’in bulunduğu burç 20 dakika geri kayar. Bu süre size az gelebilir, ancak şunu bir düşünün.

Milattan önce kabaca 2000 yılında Babilliler, 21 Mart’a denk gelen bir günde Güneş’in Koç burcunda olduğunu tespit etmişler. Şu anda 2000’li yıllarda olduğumuza göre aradan 4000 yıl geçmiş. Her yıl yirmi dakikalık gecikmeyi göz önünde bulundurursak o günden bu zamana yaklaşık 57 gün (yani kabaca 2 ay) gecikme olduğunu hesaplarız. Astrologların burada bir başka anlamsız hareketi ise 21 Mart’ı Koç noktasının başlangıç tarihi olarak kabul etmesidir. Oysaki ki Babillliler zamanında 21 Mart, Koç noktasının başına değil ortalarına hatta biraz daha ilerisine denk gelmektedir. Bu iki hata birleştirildiğinde burçların tarihlerinin günümüzde 1 ay kadar geri kaydığı görülür. Örneğin şu an Koç burcu olan birinin aslında gerçek burcu Balık’tır. Belki gerekli bilgileri bilmeyen veya bilse bile bu hesapları yapamayan birçok astrolog (yıldız falcısı) günümüzde bu düzeltmemeyi yapmamaktadır (Sanırım bunu yaptıkları zaman bu güne kadar baktıkları falların yerleri hep hatalı olacak ve bu şekilde insanları yanılttıkları ortaya çıkacak!).

Bir diğer konu ise burçların uzunlukları. Astrologlar hiçbir bilimsel neden olmaksızın burçları eşit 12 parçaya bölmüşlerdir. Ancak burçların uzunlukları eşit değildir. Örneğin Başak burcu gökyüzünde büyük bir alan kapladığından çok uzun bir burç olup Güneş’in bu burçtan geçmesi 45 gün sürmektedir. Akrep burcu için ise bu süre sadece 7 gündür!

Burçlar gerçekte 12 tane değil 13 tanedir! Sanırım astrologlar yine hiçbir bilimsel gerekçe olmadan sadece akılda kolay kalsın diye burçları 12 tane kabul etmeyi uygun görmüşlerdir (Böylece 1 yılda 12 ay olduğundan bölmesi kolay olacak. Belki de 13’ün uğursuz bir rakam olduğunu düşünüyorlardır, kimbilir…). 13. burcun ismi Yılancı. Akrep ile Yay takımyıldızları arasında yer alıyor. Artık gerekli bilgileri topladığımıza göre gerçek burcumuzu öğrenmenin vakti geldi. İşte gerçek liste:

burclar

Peki ne olacak burcunuz değiştiyse? Listeden herhangi bir burcu seçip bu benim burcum deseniz olmaz mı? Peki burcunuz Güneş’in üzerinden geçtiği bir takımyıldız olmak zorunda mı? Belki de sizin burcunuz Avcı takımyıldızıdır… Şimdi belki ne demek istediğimi belki de anlamadınız. Ancak şu videoyu izleyerek uyanmaya başlayabilirsiniz :) Devamını ise yakında yine buralarda bulacaksınız.

Herkese sevgiler!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “Gerçek burcunuzu bir astronomdan öğrenin!” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

ISON Kuyrukluyıldızı yere yaklaşıyor!

GÜNCELLEME:

İson Kuyrukluyıldızının Son ve En Güncel Durumu:
Ne yazık ki ISON Kuyrukluyıldızı, Güneş’e yakın geçişi sırasında kütlesinin tamamına yakınını kaybetti. Artık onu görmemiz mümkün değil. Bizi ziyaretinden dolayı kendisine teşekkür ediyoruz. Sevimli kuyrukluyıldızın görkemli vedasını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz:

Aşağıda ISON Kuyrukluyıldızı hakkında önceden yazmış olduğum yazıyı bulacaksınız. Ancak kuyrukluyıldız artık yıldıztozuna dönüştüğünden ilerisi için verdiğim tarihler bir anlam ifade etmiyor.

ISON Kuyruklu yıldızı olarak anılan bu cismin diğer isimleri: C/2012 S1 ve Comet Nevski–Novichonok‘dur. Bu kuyruklu yıldız Vitali Nevski ve Artyom Novichonok tarafından Rusya, Kislovodsk yakınlarında yeralan International Scientific Optical Network (ISON) teleskoplarında keşfedilmiştir. İsmini de bu teleskoptan almaktadır:

119-1
Vitali Nevski ve Artyom Novichonok ISON kuyruklu yıldızını keşfettikleri International Scientific Optical Network (ISON) teleskoplarının birinde. Credit: http://astronomer.ru/

ISON artık Güneş’e çok yaklaşmaya başladı. Ancak yaklaşıp geçene kadar onu çıplak gözle görmemiz zor. Şu anda dürbün, teleskop veya güçlü fotoğraf makineleriyle görüntüleri elde edilebilir. Aralık ayının sonlarına doğru ise onu çıplak gözle görme şansımız olacak.

Kuyruklu yıldızların gözlemlerinde şöyle bir ikilem vardır. Bir kuyruklu yıldız Güneş’e yaklaştıkça daha parlak gözükür. Ancak parlak olması onun gözleneceği anlamına gelmez. Kuyruklu yıldız Güneş’e çok yakın olduğu zaman onunla beraber hareket eder. Bu nedenle onu Güneş doğmadan hemen önce veya ya da Güneş battıktan hemen sonra gözleyebiliriz. Bu durumda gözlem yaptığımız zaman havanın karanlık olmadığı tan vaktine denk gelir ve gök cisimlerini parlak olsalar dahi ayırd etmemiz zorlaşır.

Peki gelelim ISON kuyruklu yıldızına. Aşağıda ISON kuyruklu yıldızının çekilmiş iki görüntüsünü bulabilirsiniz. Bunlardan ilki Hubble Uzay Teleskobu ile çekilmiş:

ISON Kuyrukluyıldızı. Credit: http://www.flickr.com/photos/gsfc/10346759605/
ISON Kuyrukluyıldızı. Credit: http://www.flickr.com/photos/gsfc/10346759605/

Bir diğerini ise benim de şu an çalışmakta olduğum Ankara Üniversitesi Kreiken Rasathanesi’nde meslektaşlarım tarafından çekildi:

ISON Kuyrukluyıldızı. Credit: Ankara Üniversitesi Kreiken Rasathanesi (Cihan Tuğrul TEZCAN, Onur YÖRÜKOĞLU)
ISON Kuyrukluyıldızı. Credit: Ankara Üniversitesi Kreiken Rasathanesi (Cihan Tuğrul TEZCAN, Onur YÖRÜKOĞLU)

Kuyruklu yıldız Kasım ayının başlarında küçük teleskoplarla gözlenebilecek bir parlaklığa ulaştı. Ancak ISON kuyruklu yıldızını ne zaman görebileceğiz ve ISON kuyruklu yıldızını görmek için nereye bakmalıyız diye merak ettiğinizi biliyorum.

Öncelikle Şunu söylemeliyim. ISON kuyruklu yıldızı şu anda (2013 Kasım ayının başlarında) gökyüzünde. Ama Güneş’e yaklaşmadan önce çok parlak görünmüyor. Bu nedenle çıplak gözle görülmesi çok ama çok zor. Ancak küçük bir teleskop veya dürbün kullanılarak farkedilebilir. Eğer aceleniz varsa, Kasım’ın 15’i ile 22 arası çıplak gözle görülme sınırında. Dolayısıyla bu tarihler arasında Güneş doğmadan hemen önce saat sabah 05:30 gibi soluk bir cisim olarak görülebilecek. Cismi görmek için Güneş’in doğacağı yöne (kabaca Doğu’ya) bakmanız gerekiyor. Ancak şehir ışıklarının olduğu bir yerde yaşıyorsanız çok fazla ışık kirliliği olacağından muhtemelen kuyruklu yıldızı göremeyeceksiniz. Bu nedenle şehir ışıklarından uzak ve ufuk çizgisini görebileceğiniz yüksek bir yere gitmeniz gerekli. Onu bir daha parlak görmek için öncelikle Güneş’e en yakın olacağı 28-29 Kasım tarihlerini beklememiz gerekecek. Bu tarihlerde Kuyruklu yıldız Güneş’e çok yakın olduğundan onunla beraber doğup onunla beraber batacak. Güneş’in yanında görülüp görülmeyeceği biraz şüpheli. Çünkü Güneş’ e en yakın olduğu anda bile Ay’ın ince hilal evresindeki parlaklığının neredeyse onda biri kadar parlak. Bu parlaklıktaki bir cismin gündüz görülme şansı biraz düşük.

Kasım ayından sonra iş biraz şansa kalıyor. Çünkü kuyruklu yıldızlar Güneş’e yaklaştıklarında parçalanabiliyorlar. Eğer bu durum yaşanmazsa ve cisim tek parça halinde kalabilirse onu görebilmemiz için Güneş’den biraz daha uzaklaşmasını beklemek durumundayız.

ISON kuyruklu yıldızı için heyecan verici olay Aralık ayından itibaren Güneş’ten uzaklaşıp yere doğru yaklaşması. 27 Aralık’ta ise yere en yakın konumuna ulaşıyor (64 milyon km, Yer-Güneş uzaklığının yarısından biraz az). Aralık ayının ilk günlerinde Güneş’ten çok fazla uzaklaşmadığından dolayı parlaklığı yüksek. Ancak çok kısa bir süre gözlenebiliyor. Bu nedenle Aralık’ın 10’u ile 20’si arasında gözlemek isterseniz, sabah Güneş doğmadan hazırlığınızı yapın. Hava henüz aydınlanmadan sabah saat 5:00 ile 6:00 arasında Güneş’in doğacağı Doğu ufkuna doğru bakın. Eğer şanslı iseniz soluk bir kuyruklu yıldız göreceksiniz. Kuyruklu yıldızın parlaklığı görme sınırına yakın olduğundan şehir ışıklarından uzak ve ufuk çizgisini rahat görebileceğiniz bir yerde olmalısınız. Burada size tavsiyem bir dürbün veya ufak bir teleskop kullanmanız.

Daha rahat gözlem yapacağınız tarihler ise Aralık ayının ortasından itibaren başlıyor. Aralık’ın 20’sinden sonra Güneş’ten büyük miktarda ayrıldığı için saat 03:00 gibi Kuzey-Doğu ufkundan yükselmeye başlıyor. Gün geçtikçe yükselmeye başladığı bu saat geriye doğru gidiyor. Yere en yakın olduğu 27 Aralık’ta ise saat 22:00 gibi tam kuzey yönünde yükselmeye başlıyor yavaş yavaş doğu ufkuna doğru ilerliyor ve saat gece 01:30 gibi rahat görülebilir bir yüksekliğe ulaşıyor. Bu andan sonra sabaha kadar gözlenebilir. Ancak yere en yakın olduğu bu tarihte bile parlaklığı çok düşük ve gözün görme sınırında. Bu nedenle kuyruklu yıldızı görmek için en azından bir dürbüne ihtiyacınız olabilir. Kuyruklu yıldızın fotoğraflanması için en uygun gün bu gün olabilir.

Bana sorarsanız bu kuyruklu yıldızı çıplak gözle görmek için en iyi zaman yere en yakın olduğu 27 Aralık tarihi değil. Çünkü bu tarihte Güneş’ten uzaklaştığı için daha sönük gözüküyor. En uygun zamanın Aralık’ın 14’ü veya 15’i olduğunu düşünüyorum. Bu tarihlerde sabah 5:00 ile 6:00 arasında tam doğu ufkuna bakılırsa şehir ışıklarının çok olmadığı bir yerde çıplak gözle gözlenebilecektir.

Ocak ayında cisim Güneş’ten oldukça uzaklaşacağından küçük ve orta ölçekli teleskoplarla gözlem yapabilmek için ideal bir pozisyona geliyor. Eğer amatör olarak astrofotoğraf ile uğraşıyorsanız ve fotoğraf makinenizi bağlayabileceğiniz bir teleskobunuz varsa bu fırsatı kaçırmayın. Uzun poz süreli fotoğraflar çekmek de ilginç olabilir.

Evet ISON kuyruklu yıldızı onu çıplak gözle görmek isteyenleri açıkçası biraz hayal kırıklılığına uğratacak. Ancak amatör ve profesyonal astronomlar tarafından halen görüntülenebilir ve incelenebilir değerli bir cisim.

Bu arada tabi sevgili basınımızda yine abartılı haberler dönmeye başladı. Özellikle “ISON Kuyruklu yıldızı Ay parlaklığında görülecek” haberi beni benden alıyor. Hatta bazı üniversite hocalarımında basına böyle demeçler verdiğine şahit oldum. Sanırım onlar da astronomiyi basından takip ediyorlar… Bir zamanlar Mars için de aynı şey söylenmişti. Bir astronom olarak söylüyorum “Ay parlaklığına yaklaşamayacak bile”. Dahası özel bir çaba sarfetmezseniz (dürbün kullanmak, şehirden uzak bir yere gitmek vs.) bu kuyruklu yıldızı gözlemeniz pek olası gözükmüyor.

Daha heyecanlı bir kuyruklu yıldız yazımda görüşmek üzere, sevgiler!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “ISON Kuyrukluyıldızı yere yaklaşıyor!” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Vegan olmak için en iyi zaman: şimdi!

Eskiden her sıradan insan gibi gülüp geçerdim bu konuya. Ancak bu günlerde bir arkadaşımın yolladığı Gary Yourofsky‘ye ait bir video sonrasında düşünmeye başladım. “Acaba veganların haklılık payı var mıdır?” diye. Bu konuda yeni olup Vegan nedir diye soranlarınız vardır belki. Vegan kişi, hayvanlardan gelen herşeyi (yiyecek, içecek, giyecek vb..) kullanmayı reddeden insan olarak tanımlanabilir. Bu grubu vejeteryanlardan ayıran en büyük özellikleri et yememeleri dışında süt, yoğurt, peynir ve yumurta gibi diğer hayvansal ürünleri de yemeyi reddetmeleridir. Sadece anne sütünün içilmesinde bir sakınca yoktur. Burada bahsedeceğim birçok şeyi Gary Yourofsky’nin videosunda bulabileceksiniz. Sanırım onun düşüncelerini burada aktarmama kendisi kızmayacak, hatta sevinecektir.

Author: http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Vegan_Gardein_Tofu_Foods_Display.jpg
Author: http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Vegan_Gardein_Tofu_Foods_Display.jpg

Bize küçükken doğruymuş gibi öğretilen birçok bilginin aslında çok büyük yanlışlar içerebileceğini anladım bu son yıllarda. Bu bilgilerden bir tanesi ise et ve hayvansal besin yemek ile ilgili. Bana ister inanın ister inanmayın bir insanın hayatı boyunca et, süt, yoğurt, peynir ve diğer tüm hayvansal yiyecekleri yemesine ihtiyacı yoktur. Neden olmadığını aşağıdaki 4 basit madde ile açıklamamız mümkün:

1) İnsanoğlu etçil değildir. Bize ilkokulda ve ortaokulda insanoğlunun hem etçil hem de otçul olduğu öğretildi. Bu ne kadar büyük bir yalandır, ne kadar büyük bir kandırmacadır. Bu yalanı söyleyenlerin amaçları nedir diye çok merak ediyorum doğrusu. İnsanoğlu fizyolojik olarak etçil hayvanların değil otçul hayvanların özelliklerini taşımaktadır (bağırsakları uzundur, keskin pençesi yoktur, çene yapısı et parçalamaya değil geviş getirmeye uygundur vb…). İnsan vücudunun sindirim sistemi baştan aşağı bitkisel besinleri sindirebilecek şekilde evrimleşmiştir. Burada sorulacak bir çok soru olabilir. Örneğin insanların eski çağlardan beri neden et yediği sorulabilir. Bu konuda ciddi bir altyapım olmamasına karşın bunu teorik olarak açıklamak benim için açıkçası çok kolay oldu. Eski çağlarda diğer hayvanlara göre zeki olan insanlar “otçul” olduklarının farkında değillerdi. Bu nedenle etraflarındaki hayvanları örnek alarak yemek düzenlerini belirliyorlardı. Örnek aldıkları otçul hayvanlardan sebze ve meyve yemeği öğrendiler. Ancak etraflarında sadece otçul hayvanlar bulunmamaktaydı. Arslan gibi etçil hayvanları da gören insanoğlu “et” yemenin de doğal birşey olduğunu zannetti ve hayvanları da avlamaya başladı. Aslında bu çok büyük bir hataydı. Ne yazık ki bu yanlış gelenek ve bağımlılık günümüze kadar ulaşmıştır. İhtiyacı olmadığı halde bir hayvanı öldürerek etini yiyen bir insan cahil ve cãnidir. Günümüz modern toplumlarda neredeyse her türlü hayvansal olmayan yiyeceğe erişme imkanımız bulunduğundan ve insan bir tür olarak otçul olduğundan hiçbir insanın et yeme zorunluluğu yoktur.

2) Et ve diğer tüm hayvansal ürünler sağlıksızdır. Belki bu bilgiyi doğru olarak kabul etmeniz çok zaman alacak. Gerçekten de çok sert bir ifade, ancak ne yazık ki doğru. Eğer bu bilginin yanlış olduğunu düşünüyor ve bunu destekleyen bilgiler bulmaya çalışıyorsanız gerçekten kandırılıyorsunuz demektir. Oyuna gelmeyin. Buradaki amacım sizi bir nebze olsun uyandırmak. Et, öldürülen ve parçalara ayrılan bir hayvanın cesedidir. Kan, et, damar, kas ve tendon içerir. Et yiyen insanlar başlıca şu nedenlerden dolayı ölürler: damar tıkanıklığı kaynaklı kalp rahatsızlıkları, damar sertliği, kalp krizi, inme, astım, şeker hastalığı, kanser,  kemik erimesi ve obezite. Hayvansal ürünlerde (et, süt, peynir ve yumurta) insan sağlığını tehdit eden 4 temel madde bulunmaktadır: Kolestrol, doymuş yağ, trans yağ asitleri ve hayvansal protein. Bu maddelerden vücuda alınması gerekliymiş gibi gösterilen hayvansal protein gerçekte insan vücudu için fazla asidiktir. Bu nedenle et yiyenlerin üçte birinde kansere yol açar. Ayrıca hayvansal protein kemik erimesine yol açar. Kanımızı asidik hale getiren hayvansal proteinin bu etkisini dengelemek için vücut fosfora ihtiyaç duyar. Fosforu kalsiyum ile beraber kemiklerden alır ve kanın asitliğini azaltır. Fazla gelen kalsiyum ise idrar ile dışarı atılır. Böylelikle kötü kemik erimesine, kemik kırılmasına ve kansere davetiye çıkarılır. İnsanlığı tehdit eden hastalıkların büyük bir bölümü hayvansal besinlerden gelmektedir. Sebzelerle bulaştığı söylenen E.coli, sarmonella gibi bakterilerin tek bir kaynağı vardır: İnsan ve hayvan dışkısı. Bu dışkıların bu kadar fazla olmasının nedeni et yiyen insanların yemek için milyonlarca hayvan talep etmesidir. İşin içine girip gerçekleri görmeye başladığınızda hayvansal ürünler (et, süt, peynir ve yumurta) tüketmenin insan için hiçbir faydasının olmadığını görüyorsunuz. Umarım insanlar üzerinde bu maddeler ile oynanan oyunlara alet olmaz ve bu kötü alışkanlığı bir an önce bırakırsınız. Gary Yourofsky’ye göre et yememizin temelde dört sebebi var: gelenek, alışkanlık, kolaylık ve tat. Sağlık açısından bakıldığında et yemek intihardır.

Author: http://www.flickr.com/photos/sbogdanich/8138633605/
Author: http://www.flickr.com/photos/sbogdanich/8138633605/

3) Et yemek Dünya’da açlığa sebep olmaktadır. Dünya’da üretilen tahılların yarınsından çok daha fazlası insanların beslenmesi yerine, insanlara yedirilmesi için öldürülmesi planlanan hayvanların beslenmesi için kullanılmaktadır. Öyle ki bir dananın hayatı boyunca tükettiği mısır, dana yenildiği zaman doyacak insan sayısının 12 katını doyurabilir (bkz: http://tr.wikipedia.org/wiki/Veganizm)! Hayvansal gıda tüketimi ortadan kalktığında tüm Dünya açlıktan kurtulacaktır (evet bu kadar basit!).

4) Ortada bir zorunluluk olmadan bir hayvanı öldürmek veya o hayvana işkence çektirmek cãniliktir ve etik değildir. Sağlıklı beslenmek için gerekli olan herşey bitkisel besinlerde mevcuttur. Hayvansal besinler ise sağlığa ciddi anlamda zararlı maddeler içermektedir. Sadece tadı güzel diye bir hayvanı öldürüp etini yemenin veya bir ineğe işkence yapılarak elde edilen sütten yapılan peyniri yemenin etik açıdan hiçbir ahlâki değeri yoktur. Kahvaltı yapmam için bir hayvanın işkence görmesine, veya akşam yemeği yediğimde bir hayvanın kesilerek öldürülmesine ihtiyacım yok. İnsãni kesim  diye bir şeyin olması olanaksızdır. Dünya’da veya ülkemizde hergün tüketilen eti, sütü, yoğurdu, peyniri ve yumurtayı düşünün. Bu kadar hayvansal ürünü elde ederken hayvanların çok iyi ortamlarda ve mutlu olduklarını mı düşünüyoruz. Bu hayvanların nasıl işkence çektiklerinden haberiniz var mı? Bu işkenceleri TV reklamlarında hiç görüyor musunuz? KANDIRILMAYIN. Hayatınız boyunca et yiyerek kabaca 3000 tane hayvanın ölümüne yol açtığınızı unutmayın. Biri size sokağa çıkıp bir kediyi öldürmenizi söylese ona nasıl tepki verirdiniz? Burada hayvanların kedilerden ve köpeklerden ne farkı var sizce? 

Author: http://veganismisnonviolence.com/2012/08/29/the-only-difference-exists-in-your-mind/
Author: http://veganismisnonviolence.com/2012/08/29/the-only-difference-exists-in-your-mind/

Şimdi gelelim bilgisiz ve kandırılmış insanların veganlara yönelttikleri temel iki sorunun cevabına. Eğer birgün vegan olursanız size insanların temelde iki soruyu yönelteceğini göreceksiniz. Bu soruları duyduğunuz anda aslında karşınızdaki kişinin konu hakkında hiçbirşey bilmediğini de anlamış olursunuz. Bu nedenle rahat olun ve sahip olduğunuz bilgileri kullanarak, karşınızdakileri kırmadan cevap verin. Onları doğru yola doğru yönelterek kandırılmış olduklarını güzel bir dille anlatmaya çalışın. Elbette ki et yemeye bağımlı hâle gelmiş bir insana bu bağımlılığının çok yanlış olduğunu anlatmak çok zor olacaktır. Ancak onlara bunları tek tek anlatmak yerine kendilerini araştırmaya yöneltin.

1) Protein ihtiyacını nasıl karşılayacaksın? Et yemek yerine çok fazla vejeteryan yiyecek yemen gerekecek. Aslında en hatalı sorulardan biridir. Bu soruyu size yönelten kişiye insan vücudunun günlük protein ihtiyacını sorabilirsiniz. Bununla beraber 100 gr ette ne kadar protein bulunduğunu ve 100 gr mercimekte ne kadar demir bulunduğunu sorun. Muhtemelen size cevap veremeyecektir. Aslında bu soruyu yöneltmekte insanlar haksız sayılmaz. Bu yanlış bilgi ile az kandırılmadık okullarda ve TV reklamlarında. Öncelikle hayvansal proteinin zararlarına yukarıda değinmiştik. Hayvansal protein almayarak öncelikle bu zararlardan kurtulmuş oluyorsunuz. İnsan vücuduna günlük gerekli olan protein insanın kilosu kadar gramdır. Yani 70 kilo iseniz günlük en fazla 70 gr kadar proteine ihtiyacınız vardır. Şimdi protein alabileceğiniz besinlere bir bakalım (kaynak: http://www.mindbodygreen.com/0-4771/10-Vegan-Sources-of-Protein.html):

1 kap pişmiş ıspanak: 7 gr
1 kap pişmiş taze fasülye: 13 gr
1 kap soya veya badem sütü: 7-9 gr
1 yemek kaşığı fıstık, badem veya kaju ezmesi: 8 gr
100 gr tofu: 7 gr
1 kap mercimek: 18 gr (!)
1 kap kuru fasülye veya barbunya: 13 – 15 gr
1 kap tempe: 30 gr
1 adet tam tahıllı ekmek: 10 gr

proteine karşılık gelmektedir. Buradan da göreceğiniz gibi öğünleri yeterince çeşitli olan bir veganın protein alması için özel bir çaba sarfetmesine gerek yoktur. Bu proteinlerin hepsi bitkisel olduğundan dolayı bir vegan hayvansal proteinin vücuda verdiği zaralardan da etkilenmeyecektir.

2) Kalsiyum ihtiyacını nasıl karşılayacaksın? Et ve tüm hayvansal besinlerin sağlıksız olduğundan daha önce söz etmiştiktik. Hayvansal besin (et, süt, peynir, yumurta) yenilmesi özellikle kalsiyumun idrarla dışarı atılmasına neden olduğundan dolayı bırakın vücunuza kalsiyum sağlamasını, kalsiyum eksikliğine bile yol açabilmektedir. Bu nedenle etrafımız kalsiyum takviyesi içeren ilaçlar ve ek besinlerle çevrilidir. Televizyonda sürekli kalsiyum takviyesine ilişkin reklamlar görürsünüz. Aslında bu sizi kandırmak ve daha fazla ilaç ve takviye ürün almaya sizi mecbur bırakmak için oynanan bir oyundur. Bir insanın günlük kabaca 1000 mg kalsiyuma ihtiyacı vardır. İşte kalsiyum ihtiyacınızı hiç bir hayvanı öldürmeden rahat rahat karşılayabileceğiniz vegan yiyecekler (kaynak: http://www.vrg.org/nutrition/calcium.php):

2 yemek kaşığı pekmez: 400 mg
1 kap pişmiş kara lahana: 357 mg
250 gr kalsiyumca güçlendirilmiş diğer bitki sütleri 300-500 mg
120 gr Kalsiyum sülfat ile işlenmiş tofu 200-420 mg
250 gr kalsiyumca güçlendirilmiş portakal suyu 350 mg
250 gr kalsiyumca güçlendirilmiş soya veya pirinç sütü 200-300 mg
200 gr soya yoğurdu: 300 mg
1 kap şalgam: 249 mg
120 gr nigari ile işlenmiş tofu: 130-400 mg
1 kap tempe: 184 mg
1 kap pişmiş lahana: 179 mg
1 kap pişmiş soya fasülyesi: 175 mg
1 kap pişmiş hardal yaprağı: 152 mg
1 kap pişmiş bamya: 135 mg
2 yemek kaşığı tahin: 128 mg
1 kap pişmiş küçük beyaz fasülye: 126 mg
2 yemek kaşığı badem yağı: 111 mg
1/4 kap badem: 94 mg
1 kap pişmiş brokoli: 62 mg

Bu listeyi gördükten sonra neredeyse yediğimiz her bitkisel üründe bol miktarda kalsiyum olduğunu görebiliyoruz. Bu nedenle bir ineğin sevimli buzağası için ürettiği sütü çalmak zorunda değiliz.

Author: http://www.flickr.com/photos/adriannier/3646830248/in/photostream/
Author: http://www.flickr.com/photos/adriannier/3646830248/in/photostream/

Elbetteki sorular bunlar ile bitmeyecek, daha bunun gibi birçok alaycı soru size yöneltilecektir. Ancak şunu unutmayın ki bunu öncelikle kendiniz için yapıyorsunuz. Bu besinlerle beslendiğiniz taktirde hiçbir hayvan sizin midenizi doldurmak için acı çekmiyor ve öldürülmüyor. Aynı zamanda vücudunuza sağlığınızı tehdit edecek hiç birşey girmiyor. Sanırım bu sizin daha huzurlu olmanızı sağlayacaktır. Bırakın başkaları yemekte ısrar etsinler. Onlar oyuna gelmiş olabilirler, ancak siz bu oyunlara kanmayın, aklınızı kullanın.

Ben şu anda bir Vegan değilim. Ne yazık ki veganlıkla yeni tanıştım. Keşke etçil olmadığımı ve hayvanlara işkence çektirmek veya onları öldürmek zorunda olmadığımı çok önceden anlamış olsaydım. Şimdi bu yaptığım hata için üzülüyorum. Ancak hiçbir şey için geç değil. Şimdilik bir alışma dönemindeyim ve gayet iyi gidiyor. Hazırlıklarımı tamamladığımda tam anlamıyla bir vegan olmayı istiyorum. Bu çok uzun zaman almayacak. Elbette alışkanlıklarımızı bir kenara bırakıp doğru yola yönelmek biraz zor olacak bu konuda. Ancak Vegan olmasanız bile konunun bilincinde olmak ve hayvanlara minimum zarar vererek yaşamımızı sürdürmek bu kadar da zor olmasa gerek. Eğer daha fazla soruya cevap arıyorsanız veganlığı onu en iyi anlatan kişinin ağzından dinleyin:

Kendinize iyi bakın!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “Vegan olmak için en iyi zaman: şimdi!” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Panstarrs Kuyrukluyıldızı yere yaklaşıyor!

C/2011 L4 kodu ile bilinen ve bir diğer ismi Panstarrs olan, ancak bir çok kişinin karıştırarak Panstar, Pannstarr, Panstarss vb. şeklinde yazdığı bu güzel ve gizemli kuyrukluyıldızın bu ziyareti, onu ilk ve son görüşümüz olacaktır. Çünkü bu kuyruklu yıldız Halley kuyruklu yıldızı gibi dönemli değildir. Bir daha yeri ziyaret etmesi onbinlerce yıl alabilmektedir. Merak edenler için hemen söyleyelim, bu kuyruklu yıldızın kuyruğunun en uzun halinin 120.000 km olduğu tahmin edilmektedir (ref).

Panstarrs’ın hikayesi çok eskiye dayanmamaktadır. İşte Panstarrs kuyruklu yıldızının keşfedildiği Havãi’nin yemyeşil adalarından Maui’nin bir görüntüsü:

Maui_Landsat_Photo
Maui Adası. Author: NASA.

Panstarrs kuyrukluyıldızının ismi keşfedildiği teleskobun adından gelmektedir. Pan-STARRS (Panoramic Survey Telescope and Rapid Response System) teleskopları bu adadanın  doğusunda bulunan Haleakalā volkanında bulunmaktadır. Yüksekliği 3.055 metre olan bu volkanın bir ilginç özelliği vardır. Maui adasının %75’i bu volkan sayesinde oluşmuştur!

800px-Haleakalā,_Peak_Shadow
Haleakalā. Credit: http://en.wikipedia.org/wiki/File:Haleakal%C4%81,_Peak_Shadow.jpg

2011 yılının Haziran ayında Pan-STARRS 1 teleskobu kullanılarak alınan aşağıdaki görüntüde daha önce tanımlanmamış ve hareket eden bir cismin varlığı farkedildi.

Panstarrs Comet. Credit: http://www.ifa.hawaii.edu/info/press-releases/PS1CometJune2011/index.shtml
Panstarrs Comet. Credit: http://www.ifa.hawaii.edu/info/press-releases/PS1CometJune2011/index.shtml

Cismin hareketi incelendindiğinde Güneş’e gittikçe yaklaşmakta olan yeni bir kuyruklu yıldız olduğu keşfedildi. NASA, Jet Propulsion Labaratuvarı’nın verilerine göre bu kuyrukluyıldız hiperbolik bir yörüngeye sahip. Yörüngesinin yarı büyük eksen uzunluğu Yer-Güneş uzaklığının (150 milyon km) 3460 katı (3460 astronomi birimi). Panstarrs’ın uzun seyahatinin en heyecanlı bölümü Güneş’e yaklaştığı an olan 10 Mart 2013 UT03:39 (Türkiye saati ile 05:39) olacak. Bu esnada kuyruklu yıldız Güneş’e kabaca Merkür kadar (50 milyon km) yakın olacak (bazen bu en yakın konumlarda kuyrukluyıldızlar parçalanabilmektedir). Ancak bizi ilgilendiren daha önemli bir tarih var. O da Yer’e en yakın olduğu tarih olan 5 Mart 2013. Bu tarihte kuyrukluyıldız Yer’e neredeyde Güneş’imiz kadar yakın olacak (1.09 astronomi birimi, ref). Kasım ve Aralık aylarında neredeyse Venüs gezegeni kadar olan parlaklığını Ocak ayından itibaren hızla kaybettiğinden dolayı Yer’e ve Güneş’e en yakın olduğu zamanlarda kabaca 2.5 – 3.0 kadirde gözükecek (ref). Bu değerler çıplak gözle görme sınırının üzerinde. Ancak bir dürbün kullanmak olayı daha eğlenceli hale getirebilir.

Gelelim en önemli konuya. “Panstarrs kuyruklu yıldızını nasıl gözleyebilirim?” diye soranlarınız olacaktır. Eğer gözlemi Türkiye’den (Ankara, İstanbul, İzmir vb. tüm iller için) yapacaksanız ve açık konuşmak gerekirse bu kuyruklu yıldızı görmeniz çok zor (görülmeyecek demek bile yanlış olmaz). Eğer kuyrukluyıldız Güneş’e en yakın olduğu 10 Mart tarihinde parçalanmazsa, Güneş’ten biraz uzaklaşması için 4-5 gün beklememiz gerekiyor. Yani, Mart ayının 14, 15, 16 ve 17’sinde Güneş’ten bir miktar uzaklaşmış olacak. Çıplak gözle ve dürbünle gözlem yapmak için sadece bu tarihler uygun (bu tarihlerden sonra da gözlenmeye devam ediyor ancak parlaklığı çok azaldığından dolayı gün geçtikçe gözlemek zorlaşıyor). Panstarrs kuyrukluyıldızını bu tarihlerde görmek için nereye bakmamız gerekiyor diye sorarsanız, anlatayım. Yapmanız gereken Güneş batar batmaz (tam saat isteyenler için bir aralık vereyim: Türkiye saati ile 17:50 ile 18:50 arası) batı yönüne yani Güneş’in battığı tarafa doğru ufkun hemen üzerine bakmanız. Normalde hava karardıkça kuyruklu yıldız kendini belli etmeye başlar. Ancak Panstarrs için bu geçerli olmayacak. Ufka çok yakın olduğu için Güneş battıktan kısa bir süre sonra Panstarrs’da batıyor. Dolayısıyla ciddi anlamda bir “kuyruklu” yıldız gözlemeyi beklemeyin. Eğer şanslı iseniz ufkun hemen üzerinde çok kısa bir süre (kabaca 15 dk) soluk bir ışık olarak görebilirsiniz. Bir dürbün veya küçük bir teleskop kullanmak kuyruklu yıldızı ayırdetmek için gerekli olabilir. Herkese iyi gözlemler diyerek bu konuyu burada bitiriyor ve sizi Alex Cherney tarafından filme alınan Lemmon ve Pannstarrs kuyruklu yıldızlarının Güney yarıküreden çekilen bu muhteşem videosu ile başbaşa bırakıyorum. Tam ekran izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Comets Lemmon and PanSTARRS sweeping through the Southern Skies from Alex Cherney on Vimeo.

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “Panstarrs Kuyrukluyıldızı yere yaklaşıyor!” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Ankara’da yemek yenilecek en güzel yer

Aslında isim biraz iddialı oldu. Bazen güzel olduğuna inandığım şeyleri insanların ilgisini çekmesi ve denemeleri için böyle bir anlatım yoluna başvuruyorum. Başlık uzun süredir düşündüğüm bir konu. Yahu Ankara’da adam gibi yemek yiyebileceğim doğru düzgün bir yer yok mu? Aslında çok güzel ve ilginç yerler var. Ancak bugün burada herkesin gidemeyeceği özel bir yerden bahsedeceğim.

Çocukluğumda sanırım yemek konusunda en çok tatmin olduğum zamanlar aile bireylerimizden annelerimizin, teyzelerimizin, halalarımızın ve diğer aile fertlerinin  belirli dönemlerde (genelde ayda bir) olarak gerçekleştirdiği “gün” adı verilen toplantılar olurdu. Bu günlerde börekler, yaprak sarmalar, dolmalar, kısır, bulgur köftesi, binbir çeşit yemek ve tatlı ile karşılaşırdım (aslında şu anda da öyle). Bir de aile fertlerinin arasında çok tatlı bir rekabet olduğundan herkes yemekleri özenerek ve en iyi yapabildiği şekilde yapmaya çalışırdı. Bu yemek şöleni hiç bitmesin isterdim. Sonunda bu ayrıcalığı istediğim zaman kısmen de yaşayabileceğim bir yer keşfetmiş bulunuyorum.

Size koltukları, masası, ortamı çok iyi olan bir yerden değil, bir üniversitenin içindeki kafeden söz edeceğim: ODTÜ’deki Çatı Kafe (ancak anladığım kadarıyla sadece Çatı deniliyor). “Sen Ankara Üniversitesi’nden değil misin, ne işin var ODTÜ’de?” diye soranlara söyleyeyim: ben deliyim ve doktorum ODTÜ’de (şaka değil).

Çatıya ilk gittiğim gün kendimi sanki altın madeni bulmuş gibi hissettim. Öncelikle boş bir tabak alıyorsunuz ve bir tepsiye koyuyorsunuz. Yanına da çatal, bıçak ve ne gerekiyorsa. Sonra tabağı doldurmaya başlıyorsunuz. Ancak o kadar çok şey var ki hangisinde alacağınıza karar vermeniz çok zor oluyor…

DSC_0147İlk gidişimde yukarıda gördüğünüz tabağı hazırladım. Sucuk, yumurtalı kalp şekilli sossis, börek, çiğ köfte, bulgur köftesi, içli köfte… Ne istersem vardı aslında raflarda. İsterseniz sadece kahvaltılık alıp güzel bir kahvaltı da yapabilirsiniz. Sadece tatlı ve yanında çay da almak mümkün. Tatlılar bile baklavadan tutun cheesecakee kadar herşey mevcut. Özellikle çay çok lezzetli, tadı gerçekten farklı. Ne çayı olduğunu bilmiyorum, bir dahaki gidişimde bir sorarım.

Bu mekanın en sevdiğim yönü ise fiyatın belirlenmesi oldu. Öncelikle boş tabağın darası çıkartılıyor, artdından aldığınız yiyeceklerin gramına göre ödeme yapıyorsunuz. Ben yukardaki tabak için 11 TL gibi bir ücret ödedim. Bence çok makul. Aslına bakarsanız çok aç olduğum halde zor bitirdim tabağımı. Her çeşitten birer adet alarak 9 TL gibi bir fiyata doymak mümkün. En son gidişimde aldığım tabağı göstereyim şimdi de.

DSC_0148Evet bu resimlere bakmak bile ağzımı sulandırıyor. Aslında böyle yemek resmi çekmekten hiç haz etmem, çekene de uyuz olurum. Ancak bana annemin, anneannemin günlerini hatırlatan bu tabloyu ölümsüzleşitrmeden duramadım. Yemeklerin hepsi için mükemmel diyemem ancak bu kadar çeşiti aynı anda bulabileceğim ve hepsini tek tabakta istediğim gibi toplayabileceğim bir başka yer var mı bilmiyorum Ankara’da.

ODTÜ’lüler böyle bir yere sahip oldukları için çok şanslı. Ben açıkçası bizim üniversitenin tandoğan kampüsünde ne yiyeceğimi şaşırıyorum. Yemekhane deseniz yemekler çok lezzetsiz. Lezzet aradığımdan değil ama bazen o kadar zevksiz oluyor ki yani ben bile uğraşsam bu kadar kötü yapamam diyorum. Tabi her zaman değil… Özellikle hiç et yiyemiyorum yemekhanede, çok yağlı oluyor.  Kafeteryada sevdiğim yeni yeni çıkan “sebzeli köfte” var. Fiyatı bir sandwiche göre çok yüksek. Diğer ekmek arası şeyleri de yerken dökülmesin diye on takla atıyorsunuz. Şu ekmeği doldururken yeneceğini düşünseniz, biraz dikkat etseniz ne olur sanki!

Neyse biz Çatı’dan söz ediyorduk. Birkaç cümle ile bitireyim bu yazıyı. Forumlardan okuduğum kadarıyla buranın omleti de çok meşhurmuş. Ancak ben hiç denemedim. Bu hafta gittiğimde bir deneyeceğim. Eğer ODTÜ’ye bir şekilde yolunuz düşerse Çatı’ya mutlaka uğrayın. Ankara dışından ve hatta yurt dışından gelen arkadaşlarınız olursa onların mutlaka bu mekanı görmesini sağlayın.

 Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan Ankara’da yemek yenilecek en güzel yer Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Kombi Hesaplamaları

Kafayı yıldızlarla bozmuş bir doktora öğrencisinin kombi ile ne işi olur demeyin. Isınmak için ödediğimiz para o kadar fazla ki beni bu yazıyı yazdırmaya mecbur etti. Hiçbir manyağın çıkıpta böyle hesaplar yapacağını ve bunu bloğuna yazacağını zannetmiyorum. Dolayısıyla bu yazı iyi olacak.

Herneyse gevezeliği bırakıp konuya gelelim. Burada bu yazıyı cimrilik veya tutumluluk adına yazmıyorum. Bizlere fahiş fiyatla doğalgaz satan firmaların bizleri enayi gibi kullanmalarına kızdığım için yazıyorum. Neden doğalgazı sadece tek bir yerden alabiliyorum? Neden rekabet yok? Eğer rekabet yoksa ve bu iş sadece tek bir firmaya veriliyorsa o firmayı kimler neden seçiyor? Bu seçim gerçekten adaletli mi yapılıyor? Elbetteki bu sorulara burada cevap aramayacağım. Sadece sizlere doğalgaz faturanızı yarıya kadar nasıl indirebileceğiniz hakkında bazı ipuçları vereceğim. Eğer aşağıdaki sorulara cevap arıyorsanız doğru adrestesiniz demektir:

1) Kombiyi sürekli 1’de tutmak ekonomik olur mu?
2) Kombiyi sürekli 40 derecede tutmak ekonomik olur mu?
3) Kombiyi gece yatarken kapatmalı mıyım?
4) Evdeki peteklerden bazılarını kapatmam doğalgaz faturasındaki meblayı düşürür mü?
5) Kombiyi en ekonomik olarak nasıl kullanırım?

Yukarıdaki sorulara ben de cevap aradım. Ancak internetteki bilgilerin çoğu kulaktan dolma ve bazılarının doğalgaz şirketleri tarafından bir mim olarak ortaya atıldığını düşünüyorum. Yani bize ekonomikmiş gibi gösterilen ancak daha fazla doğalgaz harcamamıza neden olan hatalı bilgiler var. Örneğin kombiyi sürekli 1’de veya 40 derecede tutmak doğru bir bilgi gibi gözüküyor. Ancak tüm gününü evde geçiren birisi için doğru sadece. Çalışan birisi için çok da ekonomik bir çözüm değil. Bunun nedenlerini size birazdan basit işlemler ile göstererek anlatacağım (kafam işleme basmaz diyorsanız atlayın onları, zaten matematik sıkıcıdır).

IMG_9929

Deneylerimi 2 oda 1 salon olan gayet standart evimde bulunan Alarko Trendy (kesinlikle almanızı tavsiye etmiyorum) isimli kombi ile yaptım. Elbetteki buradaki sonuçlar evden eve, kombiden kombiye ve dış ortamın ısısına göre değişecektir. Ancak genel mantık hep aynı kalacaktır. Ben testlerimi hava sıcaklığının sıfır derece dolaylarında olduğu zamanlarda yaptım. Şimdi kendi durmunuza uyan yazıyı aşağıda seçerek daha uygun olabilecek çözümleri aşağıda görebileceksiniz.

Bütün gün evdeyim. Kombimi en ekonomik nasıl yakabilirim? Aslında bu durum için verebileceğim çok fazla alternatif yok. Bütün gün evde bulunduğunuz için evin sürekli sıcak kalması gerekmekte. Dolayısıyla en mantıklı ekonomik seçim kombiyi sürekli 1’de (yani 40 derecede) tutmak olacaktır. Ancak diyelim ki o gün yapacağınız bir iş var. Örneğin sabah kalktıktan sonra 10’da alışverişe gideceksiniz ve 12’de eve döneceksiniz. Böyle durumlarda gece yatmadan kombiyi kapatabilirsiniz. Sadece sabah kalktığınızda biraz soğuk olacaktır. Alışverişten geldikten sonra da öğlen 12 gibi kombinizi yakarsınız. Böylelikle o gün 10 metreküp yerine 6 metreküp gaz harcamış olursunuz. Kısaca genellemek gerekirse eğer bir şekilde evinizden 12 saatten fazla uzak kalacaksanız kombinizi kapatmaktan korkmayın. Kombiyi sürekli açık tutmanın ekonomik olduğu fikrini kafanızdan silin. Ancak bütün gün evde iseniz gece kapatayım sabah tekrar açayım demeyin. O gerçekten çok mantıklı değil. Unutmayın faturanızda anlamlı bir fark yaratmak istiyorsanız kombinizi kapattığınızda en az 12 saat açmamanız gerekir. Dolayısıyla kombinizi kapatırken hep bunu düşünerek kapatın.

Sabah 8, akşam 5 çalışıyorum. Kombimi en ekonomik nasıl yakabilirim? İşte kombi yakmak konusunda en çok hata yapan grup bu gruptur. Çünkü kombinin sürekli açık tutulması fikrinin cazip olduğunu düşünen çok sayıda insan var. Bu çok doğru değil. Neden mi? Şöyle açıklayayım:

Kombi 40 derecede yanarken dakikada kabaca 0.007 metreküp gaz harcar. Dolayısıyla bir günde 10 metreküp gaz harcarsınız. 1 Ay boyunca toplamda 300 metreküp gaz gideriniz olur ve bu da şu zamanın parasına göre (Şubat 2013) ~350 TL’lik fatura getirecektir.

Geceyarısı yattığınızı farzedelim. Gece uyumadan önce kombiyi kapatın (Eğer uygun yatak ve yorgan takımı kullanırsanız dışarının havası uykunuzun kalitesini çok etkilemeyecektir. Öncelikle sizi gerçekten sıcak tutan bir yorgan bulun.). Akşam işten dönene kadar bırakın kombiniz kapalı dursun. Eğer eve saat 6’da dönüyorsanız, 18 saat boyunca kombiniz hiç gaz harcamayacaktır. Akşam eve döndüğünüzde kombinizi tekrar 40 derecede (1 konumunda) açın. Kombi kaloriferleri ısıtmak için öncelikle çok çalışacaktır. Bu ısınma evresinde dakikada 0.030 metreküp gaz harcar. Evin kaloriferlerinin 40 dereceye ısınması yaklaşık 20 dakika gibi zaman alır. Bu da size 0.6 metreküp gaza mal olur. Bu ısınma evresinden sonra kombi, siz yine gece yatana kadar yani 6 saat daha yanacaktır. Bu evrede kombi yine dakikada 0.007 metreküp gaz harcamaya başlar. Çalıştığı 6 saatlik süre boyunca toplamda 2.5 metreküp gaz kullanır. İlk ısınma için 0.6, sonraki 6 saat için ise 2.5 metreküp gaz toplamda 3.1 metreküp eder. İnanılmaz değil mi? Eğer kombiyi sürekli açık tutmuş olsaydınız 10 metreküp harcayacaktı. Hergün bu yöntemi uygulamanız durumunda faturanız kabaca 120 TL gelecektir. Ancak haftasonları çalışmıyor ve zamanınızın büyük bölümünü evde geçiriyor olabilirsiniz. Bu durumda  bırakın Cuma ve Cumartesi geceleri kombiniz 1’de açık kalsın. Bu faturanıza elbetteki yansıyacak ancak yine de sürekli açık tutma durumunda gelecek faturanın en fazla yarısını ödeyeceksiniz.

Bu metodun en can sıkıcı yanı eve geldiğinizde evinizi soğuk olarak bulmanızdır. Evin iyi bir ısıya ulaşması 1-2 saati alabilir. Eğer buna katlanamam diyorsanız fahiş faturaları bir güzel öder doğalgazcıları zengin edersiniz. Seçim size kalmış.

Sabah 8, akşam 5 çalışıyorum ancak evimin daha sıcak olmasını istiyorum. Kombimi en ekonomik nasıl yakabilirim? Önceki maddelerde bütün gün kombiyi 40 derecede yakmanın günde 10 metreküp doğalgaza, yani ayda yaklaşık 300 metreküp doğalgaza mal olduğunu söylemiştik. Gelin bir senaryo yazalım ve kombimizi 1 yerine 3’te (60-70 derecede) yakalım:

Geceyarısı uyumadan önce kombimizi kapattık ve ertesi gün işten dönene kadar açmadık. Yani gece 00:00 ile 18:00 arası hiç doğalgaz harcamadık.

Eve geldiğimizde kombiyi 3’e getirdik (çünkü çok çılgınız). Kombinin soğuk olan kaloriferleri 60-70 dereceye ısıtması yaklaşık 35 dakika alacaktır. Bu esnada dakikada kabaca 0.056 metreküp gaz harcayacaktır. Sadece kaloriferlerin ısınması için kabaca 2 metreküp gaz harcayacağız. Geriye geceyarısına kadar 5 saat 30 dakika kalıyor. Bu süre içerisinde ise kombi kaloriferleri ısıttığından dolayı yavaşlayacak ve dakikada 0.01 metreküp yakmaya başlayacaktır. 5 buçuk saatte ise bu 3.3 metreküpe karşılık gelir. Yani bir günde kaloriferleri ısıtmak için 2 metreküp, ısınmak için ise 3.3 metreküp ve toplamda 5.2 metreküp gaza ihtiyaç duyduk. Yine görüleceği üzere eve geldiğinizde kombinizi 60-70 derecede (3’te) yakmanız durumunda bile, sürekli yakmanızın neredeyse yarısı kadar doğalgaza mal oluyor. Bu yöntemde de eve geldiğinizde evinizi soğuk bulacaksınız. Ancak 3’te yaktığınız için ev kısa sürede ısınacak ve bu büyük bir sorun yaratmayacaktır. Yine haftasonu faktörünü de hesapladığımızda en azından faturanızın 3’te 2’sini ödemiş olacaksınız.

Kafam karıştı tek kelimeyle özetle derseniz altın kuralı hatırlatmam gerekecek. Ekonomi yapmak için kombinizi sürekli açık tutmak değil kapatmanız gerekir. Ancak buna basit bir kural koyalım: kapattığınız taktirde 12 saat boyunca (hava eğer çok soğuksa bu değeri 18 saate kadar çıkarabiliriz, tabi sadece tahmin ediyorum) hiç açmamanız gerekiyor. Dolayısıyla kapatacağınız an evde en az 12 saat bulunmayacağınıza emin olduğunuz bir an olmalı. Burada verdiğim tavsiye ise gece yatarken kapatılması ve ertesi gün işten gelindiğinde yeniden açılması.

Kalorifer peteklerinin birkaç tanesini kapatmam faydalı olur mu? Açıkçası bunun üzerine oldukça denemem oldu. Hatta sadece bu iş için uzun bir süre salonumu ve odalardan birini iptal ederek kapattım. Ancak kaydadeğer hiçbir sonuç alamadım. Bana sorarsanız en mantıklısı kaloriferlerin tamamının açık tutulması (eğer bir köşkte veya dubleks-tripleks evlerde oturmuyorsanız). Odalardan biri ile salonun kapı ve kaloriferlerini kapattığımda ev çok zor ısınıyor. Ayrıca harcadığım doğalgaz, nedenini çok anlayamasamda fazla değişmiyor. Dolayısıyla petekleri kapatmak bana çok anlamlı gelmedi. Siz de deneyin, bir sonuç alırsanız buraya yazın.

Uyarı: Burada yazan şeyleri birebir uygulamak zorunda değilsiniz. Bu yöntemler kullanılan kombiye, havanın sıcaklığına, peteklerin durumuna ve daha bir çok parametreye bağlıdır. Bu mantıktan yola çıkarak siz de kendi hesabınızı ve programınızı yapabilirisiniz. Yapacağınız tek şey 1-2 gün boyunca belirlediğiniz saatlerde sayacınızın değerlerini okumak ve kombinizi test etmek. Günlük metreküp giderinizi sayacınızı kullanarak tespit ederseniz yukarıdaki metodları deneyerek bunun azalıp azalmadığını kendiniz de görebilirsiniz. Hatta bunları burada paylaşın ki biz de faydalanalım. Herkes faydalansın. İnsanları tek bir firmaya muhtaç edip sömürülmelerine bir nebze olsun engel olunmuş olur. Umarım burada tarafsız olarak yaptığım hesaplamalar ve verdiğim bilgiler işinize yarar.

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan Kombi Hesaplamaları Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Champix ile Sigarayı Bırakmak

Üniversite yıllarında sigara kullanmaya başladım. İlk başlarda tek tük içiyordum. Ancak miktarı gittikçe artmaya başladı. Özellikle son bir yıldır günde bir paketi bulmaya başladı. Bazı arkadaşlarım günde iki paketten fazla içtiklerini söylüyorlar bana. İnanın günde bir paket içmek bile insanı çok halsiz düşünüyor. Sigara içerken rahatladığınızı, daha sakin olduğunuzu ve daha mantıklı kararlar alabildiğinizi düşünürsünüz. Ancak bunu sağlayan sigara değildir. Sigara aslında bu özellikleri sizden çok önceleri çalmıştır. Siz sigara içerek sadece sigara eksikliğinizi yok edersiniz. Böylelikle eskiden halihazırda sahip olduğunuz özellikleri tekrardan geri kazanır ve bunun sigara sayesinde olduğunu düşünürsünüz. Bunu ben de yaptım.

IMG_9918

Daha önceleri sigarayı bırakma girişimlerim çok oldu. Ancak enfazla 1-2 ay bırakabildim. Sonra daha fazlasıyla geri başladım. Artık buna bir son vermem gerekiyor diye düşündüm ve bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine bir eczaneye giderek yandaki Champix isimli ilacı aldım. İlacı almadan önce neredeyse hiçbir araştırma yapmadım (kendimi biraz kobay faresi olarak kullanmayı seviyorum). Fiyatı bir ilaca göre oldukça yüksek ben aldığımda (Ocak 2013) 189 TL idi. Ancak bir aylık sigara giderinizi düşündüğünüzde aslında hesaplı oluyor.

İlaç 2 kutudan oluşuyor. Toplamda tam 4 haftalık sürede ilacı bitiriyorsunuz. İlk haftanın ilk üç günü günde sadece bir tane 0.5 mg’lık hap alıyorsunuz. 4. günden itibaren günde iki adet 0.5 mg almanız gerekiyor. 2. haftaya gelindiğinde ise günde iki defa 1 mg’lık haplarla tam doza geçiyorsunuz. Sigarayı bırakmak için bu haftanın herhangi bir gününü siz seçiyorsunuz ve o günden sonra sigara içmiyorsunuz.

IMG_9908

İlk 3 gün açıkçası hiçbir etkisi olmadı. 4. günden itibaren yavaş yavaş ağzımın tadının değiştiğini farkettim. Sigaranın kokusu ve tadı bir miktar itici gelmeye başladı. Aslında bu iticilik ilk defa başıma gelen birşey değil. Hani bazen hasta olursunuz ve bir takım ilaçlar kullanmanız gerekebilir. Bu ilaçları alırken sigara içtiğinizde sigaranın tadının biraz tuhaf hatta itici geldiğini deneyimleyenleriniz olmuştur. Aslında Champix’in de etkisi biraz ona benziyor.

IMG_9916İkinci hafta sigarayı bırakmak için bir gün seçmem gerekiyordu. Benim acelem olmadığı için son günü, yani 14. günü seçtim. 4. gün ile 13. gün arasında sigaraya olan ilgim günden güne azaldı. Hatta son gün kendimi bırakmak için hiç zorlamadığım halde 6 adet sigara içebildim. Son günlere doğru bir ortama girdiğimde sigara kokusunu algılıyor ve bir miktar tiksiniyordum. Sonunda sigarayı bırakacağım gün geldi çattı. Çok kolay olduğunu söyleyemem. Özellikle o gün öğle ve akşam yemeklerinden sonra canım çok fazla sigara çekti. Ben de ilacı aldığım saatleri bu saatlere kaydırdım. Aslında ilacı aldığınız 3. haftanın bir unutturma evresi olduğunu söyleyebilirim. İlk günler biraz zor geçiyor ama 19. günümde belkide hayatımda ilk defa öğle yemeğinden sonra sigara içmek hiç aklıma gelmedi! Bu günden sonra artık kontrolün benim elime geçtiğimi hissettim ve çok mutlu oldum. Önceki deneyimlerimde sigarayı bırakmak beni çok sinirli ve mızmız bir adam yapıyordu. Ancak bu ilacı alırken sinirli olmadığımı gözlemledim. Kendimi daha rahat ve güçlü hissediyordum.

IMG_9925

Şu anda ilacı düzenli olarak almayı bıraktım. Günde 1 veya 2 defa canım sigara çekiyor. Ama kriz geçirir gibi değil, sadece eski bir alışkanlığın verdiği sahte bir istek. Onun dışında ise sigara kokusu ve dumanı artık beni biraz rahatsız ediyor. İlacı da canımın sigara çektiği bu zamanlarda alıyorum. Hatta bazen almıyorum, yine de ciddi bir eksiklik hissetmiyorum. Şu anda elimde sadece 4. haftanın hapları kaldı. Yavaş yavaş onları da bitireceğim. Tabi herkes ben değil. Günlük sigara tüketimi çok daha fazla olan insanlar ve sigarayı bırakmaları çok zor olabiliyor.

Bunun için Pfizer 5., 6., 7. ve 8. haftalarda ilaca devam edilmesi için bir devam paketi de sunmakta. Bu paketin fiyatı da diğeri ile aynı. İlacı alırken konuştuğum eczacı bana bu ikinci paketinde mutlaka alınması gerektiğini söyledi. Ancak ben almayacağım. İlaç firmalarına yedirecek daha fazla param yok, üzgünüm. Ayrıca bunun sadece bir satış stratejisi olduğunu da düşünüyorum. Belki de ilacın devamı bir plasebo etkisinin ötesine geçmiyordur.

Sigarayı bırakmak harika birşey. Kendimi çok enerji dolu ve pozitif hissediyorum. Ayrıca sigara içmek için zaman ayırmama gerek yok, dolayısıyla günün her saati benim. Daha mantıklı kararlar aldığımı ve beynimin daha iyi çalıştığını da söyleyebilirim. En güzeli ise yemeklerin ve içeceklerin tadı. Aslında benim bildiğimden çok daha güzelmiş. Doğanın ve çiçeklerin kokusu da öyle tabi.

Eğer kendinizi seviyorsanız sigarayı bırakın. Bunun mümkünse ilaç almadan yapın. Ben son zamanlarda çok içtiğim için böyle bir destek almak zorunda kaldım. Bu arada Champix’i aç karna aldığımda bir süreliğine ciddi mide ağrısı yapıyor. Ancak tok karına içtiğimde herhangi birşey hissetmedim.

Önemli Uyarı: Daha önce de dediğim gibi bu ilacı kullanmadan önce hiçbir detaylı araştırma yapmadım. Ancak şimdi internet sitelerinde bir çok ciddi semptoma neden olduğu üzerine çeşitli makaleler okudum. Bunların ne kadar doğru olduğunu bilemem. Bende bu belirtilerin hiçbiri olmaması, sizde de olmayacağı anlamına gelmez. Dolayısıyla ilacı almadan öncede yetkili birisiyle (mesela bir doktorla) konuşabilirsiniz. İlacın kullanımı ile ilgili burada anlattığım hiçbirşeyi kesinlikle yapmamalısınız. Ben burada sadece sigarayı bırakma üzerine yaşadığım şeyleri paylaştım. Yani özetle başına birşey gelmesi beni ilgilendirmez, bu senin sorunun dostum.

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan Champix ile Sigarayı Bırakmak Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.