Vegan olmak için en iyi zaman: şimdi!

Eskiden her sıradan insan gibi gülüp geçerdim bu konuya. Ancak bu günlerde bir arkadaşımın yolladığı Gary Yourofsky‘ye ait bir video sonrasında düşünmeye başladım. “Acaba veganların haklılık payı var mıdır?” diye. Bu konuda yeni olup Vegan nedir diye soranlarınız vardır belki. Vegan kişi, hayvanlardan gelen herşeyi (yiyecek, içecek, giyecek vb..) kullanmayı reddeden insan olarak tanımlanabilir. Bu grubu vejeteryanlardan ayıran en büyük özellikleri et yememeleri dışında süt, yoğurt, peynir ve yumurta gibi diğer hayvansal ürünleri de yemeyi reddetmeleridir. Sadece anne sütünün içilmesinde bir sakınca yoktur. Burada bahsedeceğim birçok şeyi Gary Yourofsky’nin videosunda bulabileceksiniz. Sanırım onun düşüncelerini burada aktarmama kendisi kızmayacak, hatta sevinecektir.

Author: http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Vegan_Gardein_Tofu_Foods_Display.jpg
Author: http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Vegan_Gardein_Tofu_Foods_Display.jpg

Bize küçükken doğruymuş gibi öğretilen birçok bilginin aslında çok büyük yanlışlar içerebileceğini anladım bu son yıllarda. Bu bilgilerden bir tanesi ise et ve hayvansal besin yemek ile ilgili. Bana ister inanın ister inanmayın bir insanın hayatı boyunca et, süt, yoğurt, peynir ve diğer tüm hayvansal yiyecekleri yemesine ihtiyacı yoktur. Neden olmadığını aşağıdaki 4 basit madde ile açıklamamız mümkün:

1) İnsanoğlu etçil değildir. Bize ilkokulda ve ortaokulda insanoğlunun hem etçil hem de otçul olduğu öğretildi. Bu ne kadar büyük bir yalandır, ne kadar büyük bir kandırmacadır. Bu yalanı söyleyenlerin amaçları nedir diye çok merak ediyorum doğrusu. İnsanoğlu fizyolojik olarak etçil hayvanların değil otçul hayvanların özelliklerini taşımaktadır (bağırsakları uzundur, keskin pençesi yoktur, çene yapısı et parçalamaya değil geviş getirmeye uygundur vb…). İnsan vücudunun sindirim sistemi baştan aşağı bitkisel besinleri sindirebilecek şekilde evrimleşmiştir. Burada sorulacak bir çok soru olabilir. Örneğin insanların eski çağlardan beri neden et yediği sorulabilir. Bu konuda ciddi bir altyapım olmamasına karşın bunu teorik olarak açıklamak benim için açıkçası çok kolay oldu. Eski çağlarda diğer hayvanlara göre zeki olan insanlar “otçul” olduklarının farkında değillerdi. Bu nedenle etraflarındaki hayvanları örnek alarak yemek düzenlerini belirliyorlardı. Örnek aldıkları otçul hayvanlardan sebze ve meyve yemeği öğrendiler. Ancak etraflarında sadece otçul hayvanlar bulunmamaktaydı. Arslan gibi etçil hayvanları da gören insanoğlu “et” yemenin de doğal birşey olduğunu zannetti ve hayvanları da avlamaya başladı. Aslında bu çok büyük bir hataydı. Ne yazık ki bu yanlış gelenek ve bağımlılık günümüze kadar ulaşmıştır. İhtiyacı olmadığı halde bir hayvanı öldürerek etini yiyen bir insan cahil ve cãnidir. Günümüz modern toplumlarda neredeyse her türlü hayvansal olmayan yiyeceğe erişme imkanımız bulunduğundan ve insan bir tür olarak otçul olduğundan hiçbir insanın et yeme zorunluluğu yoktur.

2) Et ve diğer tüm hayvansal ürünler sağlıksızdır. Belki bu bilgiyi doğru olarak kabul etmeniz çok zaman alacak. Gerçekten de çok sert bir ifade, ancak ne yazık ki doğru. Eğer bu bilginin yanlış olduğunu düşünüyor ve bunu destekleyen bilgiler bulmaya çalışıyorsanız gerçekten kandırılıyorsunuz demektir. Oyuna gelmeyin. Buradaki amacım sizi bir nebze olsun uyandırmak. Et, öldürülen ve parçalara ayrılan bir hayvanın cesedidir. Kan, et, damar, kas ve tendon içerir. Et yiyen insanlar başlıca şu nedenlerden dolayı ölürler: damar tıkanıklığı kaynaklı kalp rahatsızlıkları, damar sertliği, kalp krizi, inme, astım, şeker hastalığı, kanser,  kemik erimesi ve obezite. Hayvansal ürünlerde (et, süt, peynir ve yumurta) insan sağlığını tehdit eden 4 temel madde bulunmaktadır: Kolestrol, doymuş yağ, trans yağ asitleri ve hayvansal protein. Bu maddelerden vücuda alınması gerekliymiş gibi gösterilen hayvansal protein gerçekte insan vücudu için fazla asidiktir. Bu nedenle et yiyenlerin üçte birinde kansere yol açar. Ayrıca hayvansal protein kemik erimesine yol açar. Kanımızı asidik hale getiren hayvansal proteinin bu etkisini dengelemek için vücut fosfora ihtiyaç duyar. Fosforu kalsiyum ile beraber kemiklerden alır ve kanın asitliğini azaltır. Fazla gelen kalsiyum ise idrar ile dışarı atılır. Böylelikle kötü kemik erimesine, kemik kırılmasına ve kansere davetiye çıkarılır. İnsanlığı tehdit eden hastalıkların büyük bir bölümü hayvansal besinlerden gelmektedir. Sebzelerle bulaştığı söylenen E.coli, sarmonella gibi bakterilerin tek bir kaynağı vardır: İnsan ve hayvan dışkısı. Bu dışkıların bu kadar fazla olmasının nedeni et yiyen insanların yemek için milyonlarca hayvan talep etmesidir. İşin içine girip gerçekleri görmeye başladığınızda hayvansal ürünler (et, süt, peynir ve yumurta) tüketmenin insan için hiçbir faydasının olmadığını görüyorsunuz. Umarım insanlar üzerinde bu maddeler ile oynanan oyunlara alet olmaz ve bu kötü alışkanlığı bir an önce bırakırsınız. Gary Yourofsky’ye göre et yememizin temelde dört sebebi var: gelenek, alışkanlık, kolaylık ve tat. Sağlık açısından bakıldığında et yemek intihardır.

Author: http://www.flickr.com/photos/sbogdanich/8138633605/
Author: http://www.flickr.com/photos/sbogdanich/8138633605/

3) Et yemek Dünya’da açlığa sebep olmaktadır. Dünya’da üretilen tahılların yarınsından çok daha fazlası insanların beslenmesi yerine, insanlara yedirilmesi için öldürülmesi planlanan hayvanların beslenmesi için kullanılmaktadır. Öyle ki bir dananın hayatı boyunca tükettiği mısır, dana yenildiği zaman doyacak insan sayısının 12 katını doyurabilir (bkz: http://tr.wikipedia.org/wiki/Veganizm)! Hayvansal gıda tüketimi ortadan kalktığında tüm Dünya açlıktan kurtulacaktır (evet bu kadar basit!).

4) Ortada bir zorunluluk olmadan bir hayvanı öldürmek veya o hayvana işkence çektirmek cãniliktir ve etik değildir. Sağlıklı beslenmek için gerekli olan herşey bitkisel besinlerde mevcuttur. Hayvansal besinler ise sağlığa ciddi anlamda zararlı maddeler içermektedir. Sadece tadı güzel diye bir hayvanı öldürüp etini yemenin veya bir ineğe işkence yapılarak elde edilen sütten yapılan peyniri yemenin etik açıdan hiçbir ahlâki değeri yoktur. Kahvaltı yapmam için bir hayvanın işkence görmesine, veya akşam yemeği yediğimde bir hayvanın kesilerek öldürülmesine ihtiyacım yok. İnsãni kesim  diye bir şeyin olması olanaksızdır. Dünya’da veya ülkemizde hergün tüketilen eti, sütü, yoğurdu, peyniri ve yumurtayı düşünün. Bu kadar hayvansal ürünü elde ederken hayvanların çok iyi ortamlarda ve mutlu olduklarını mı düşünüyoruz. Bu hayvanların nasıl işkence çektiklerinden haberiniz var mı? Bu işkenceleri TV reklamlarında hiç görüyor musunuz? KANDIRILMAYIN. Hayatınız boyunca et yiyerek kabaca 3000 tane hayvanın ölümüne yol açtığınızı unutmayın. Biri size sokağa çıkıp bir kediyi öldürmenizi söylese ona nasıl tepki verirdiniz? Burada hayvanların kedilerden ve köpeklerden ne farkı var sizce? 

Author: http://veganismisnonviolence.com/2012/08/29/the-only-difference-exists-in-your-mind/
Author: http://veganismisnonviolence.com/2012/08/29/the-only-difference-exists-in-your-mind/

Şimdi gelelim bilgisiz ve kandırılmış insanların veganlara yönelttikleri temel iki sorunun cevabına. Eğer birgün vegan olursanız size insanların temelde iki soruyu yönelteceğini göreceksiniz. Bu soruları duyduğunuz anda aslında karşınızdaki kişinin konu hakkında hiçbirşey bilmediğini de anlamış olursunuz. Bu nedenle rahat olun ve sahip olduğunuz bilgileri kullanarak, karşınızdakileri kırmadan cevap verin. Onları doğru yola doğru yönelterek kandırılmış olduklarını güzel bir dille anlatmaya çalışın. Elbette ki et yemeye bağımlı hâle gelmiş bir insana bu bağımlılığının çok yanlış olduğunu anlatmak çok zor olacaktır. Ancak onlara bunları tek tek anlatmak yerine kendilerini araştırmaya yöneltin.

1) Protein ihtiyacını nasıl karşılayacaksın? Et yemek yerine çok fazla vejeteryan yiyecek yemen gerekecek. Aslında en hatalı sorulardan biridir. Bu soruyu size yönelten kişiye insan vücudunun günlük protein ihtiyacını sorabilirsiniz. Bununla beraber 100 gr ette ne kadar protein bulunduğunu ve 100 gr mercimekte ne kadar demir bulunduğunu sorun. Muhtemelen size cevap veremeyecektir. Aslında bu soruyu yöneltmekte insanlar haksız sayılmaz. Bu yanlış bilgi ile az kandırılmadık okullarda ve TV reklamlarında. Öncelikle hayvansal proteinin zararlarına yukarıda değinmiştik. Hayvansal protein almayarak öncelikle bu zararlardan kurtulmuş oluyorsunuz. İnsan vücuduna günlük gerekli olan protein insanın kilosu kadar gramdır. Yani 70 kilo iseniz günlük en fazla 70 gr kadar proteine ihtiyacınız vardır. Şimdi protein alabileceğiniz besinlere bir bakalım (kaynak: http://www.mindbodygreen.com/0-4771/10-Vegan-Sources-of-Protein.html):

1 kap pişmiş ıspanak: 7 gr
1 kap pişmiş taze fasülye: 13 gr
1 kap soya veya badem sütü: 7-9 gr
1 yemek kaşığı fıstık, badem veya kaju ezmesi: 8 gr
100 gr tofu: 7 gr
1 kap mercimek: 18 gr (!)
1 kap kuru fasülye veya barbunya: 13 – 15 gr
1 kap tempe: 30 gr
1 adet tam tahıllı ekmek: 10 gr

proteine karşılık gelmektedir. Buradan da göreceğiniz gibi öğünleri yeterince çeşitli olan bir veganın protein alması için özel bir çaba sarfetmesine gerek yoktur. Bu proteinlerin hepsi bitkisel olduğundan dolayı bir vegan hayvansal proteinin vücuda verdiği zaralardan da etkilenmeyecektir.

2) Kalsiyum ihtiyacını nasıl karşılayacaksın? Et ve tüm hayvansal besinlerin sağlıksız olduğundan daha önce söz etmiştiktik. Hayvansal besin (et, süt, peynir, yumurta) yenilmesi özellikle kalsiyumun idrarla dışarı atılmasına neden olduğundan dolayı bırakın vücunuza kalsiyum sağlamasını, kalsiyum eksikliğine bile yol açabilmektedir. Bu nedenle etrafımız kalsiyum takviyesi içeren ilaçlar ve ek besinlerle çevrilidir. Televizyonda sürekli kalsiyum takviyesine ilişkin reklamlar görürsünüz. Aslında bu sizi kandırmak ve daha fazla ilaç ve takviye ürün almaya sizi mecbur bırakmak için oynanan bir oyundur. Bir insanın günlük kabaca 1000 mg kalsiyuma ihtiyacı vardır. İşte kalsiyum ihtiyacınızı hiç bir hayvanı öldürmeden rahat rahat karşılayabileceğiniz vegan yiyecekler (kaynak: http://www.vrg.org/nutrition/calcium.php):

2 yemek kaşığı pekmez: 400 mg
1 kap pişmiş kara lahana: 357 mg
250 gr kalsiyumca güçlendirilmiş diğer bitki sütleri 300-500 mg
120 gr Kalsiyum sülfat ile işlenmiş tofu 200-420 mg
250 gr kalsiyumca güçlendirilmiş portakal suyu 350 mg
250 gr kalsiyumca güçlendirilmiş soya veya pirinç sütü 200-300 mg
200 gr soya yoğurdu: 300 mg
1 kap şalgam: 249 mg
120 gr nigari ile işlenmiş tofu: 130-400 mg
1 kap tempe: 184 mg
1 kap pişmiş lahana: 179 mg
1 kap pişmiş soya fasülyesi: 175 mg
1 kap pişmiş hardal yaprağı: 152 mg
1 kap pişmiş bamya: 135 mg
2 yemek kaşığı tahin: 128 mg
1 kap pişmiş küçük beyaz fasülye: 126 mg
2 yemek kaşığı badem yağı: 111 mg
1/4 kap badem: 94 mg
1 kap pişmiş brokoli: 62 mg

Bu listeyi gördükten sonra neredeyse yediğimiz her bitkisel üründe bol miktarda kalsiyum olduğunu görebiliyoruz. Bu nedenle bir ineğin sevimli buzağası için ürettiği sütü çalmak zorunda değiliz.

Author: http://www.flickr.com/photos/adriannier/3646830248/in/photostream/
Author: http://www.flickr.com/photos/adriannier/3646830248/in/photostream/

Elbetteki sorular bunlar ile bitmeyecek, daha bunun gibi birçok alaycı soru size yöneltilecektir. Ancak şunu unutmayın ki bunu öncelikle kendiniz için yapıyorsunuz. Bu besinlerle beslendiğiniz taktirde hiçbir hayvan sizin midenizi doldurmak için acı çekmiyor ve öldürülmüyor. Aynı zamanda vücudunuza sağlığınızı tehdit edecek hiç birşey girmiyor. Sanırım bu sizin daha huzurlu olmanızı sağlayacaktır. Bırakın başkaları yemekte ısrar etsinler. Onlar oyuna gelmiş olabilirler, ancak siz bu oyunlara kanmayın, aklınızı kullanın.

Ben şu anda bir Vegan değilim. Ne yazık ki veganlıkla yeni tanıştım. Keşke etçil olmadığımı ve hayvanlara işkence çektirmek veya onları öldürmek zorunda olmadığımı çok önceden anlamış olsaydım. Şimdi bu yaptığım hata için üzülüyorum. Ancak hiçbir şey için geç değil. Şimdilik bir alışma dönemindeyim ve gayet iyi gidiyor. Hazırlıklarımı tamamladığımda tam anlamıyla bir vegan olmayı istiyorum. Bu çok uzun zaman almayacak. Elbette alışkanlıklarımızı bir kenara bırakıp doğru yola yönelmek biraz zor olacak bu konuda. Ancak Vegan olmasanız bile konunun bilincinde olmak ve hayvanlara minimum zarar vererek yaşamımızı sürdürmek bu kadar da zor olmasa gerek. Eğer daha fazla soruya cevap arıyorsanız veganlığı onu en iyi anlatan kişinin ağzından dinleyin:

Kendinize iyi bakın!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “Vegan olmak için en iyi zaman: şimdi!” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Ankara’da yemek yenilecek en güzel yer

Aslında isim biraz iddialı oldu. Bazen güzel olduğuna inandığım şeyleri insanların ilgisini çekmesi ve denemeleri için böyle bir anlatım yoluna başvuruyorum. Başlık uzun süredir düşündüğüm bir konu. Yahu Ankara’da adam gibi yemek yiyebileceğim doğru düzgün bir yer yok mu? Aslında çok güzel ve ilginç yerler var. Ancak bugün burada herkesin gidemeyeceği özel bir yerden bahsedeceğim.

Çocukluğumda sanırım yemek konusunda en çok tatmin olduğum zamanlar aile bireylerimizden annelerimizin, teyzelerimizin, halalarımızın ve diğer aile fertlerinin  belirli dönemlerde (genelde ayda bir) olarak gerçekleştirdiği “gün” adı verilen toplantılar olurdu. Bu günlerde börekler, yaprak sarmalar, dolmalar, kısır, bulgur köftesi, binbir çeşit yemek ve tatlı ile karşılaşırdım (aslında şu anda da öyle). Bir de aile fertlerinin arasında çok tatlı bir rekabet olduğundan herkes yemekleri özenerek ve en iyi yapabildiği şekilde yapmaya çalışırdı. Bu yemek şöleni hiç bitmesin isterdim. Sonunda bu ayrıcalığı istediğim zaman kısmen de yaşayabileceğim bir yer keşfetmiş bulunuyorum.

Size koltukları, masası, ortamı çok iyi olan bir yerden değil, bir üniversitenin içindeki kafeden söz edeceğim: ODTÜ’deki Çatı Kafe (ancak anladığım kadarıyla sadece Çatı deniliyor). “Sen Ankara Üniversitesi’nden değil misin, ne işin var ODTÜ’de?” diye soranlara söyleyeyim: ben deliyim ve doktorum ODTÜ’de (şaka değil).

Çatıya ilk gittiğim gün kendimi sanki altın madeni bulmuş gibi hissettim. Öncelikle boş bir tabak alıyorsunuz ve bir tepsiye koyuyorsunuz. Yanına da çatal, bıçak ve ne gerekiyorsa. Sonra tabağı doldurmaya başlıyorsunuz. Ancak o kadar çok şey var ki hangisinde alacağınıza karar vermeniz çok zor oluyor…

DSC_0147İlk gidişimde yukarıda gördüğünüz tabağı hazırladım. Sucuk, yumurtalı kalp şekilli sossis, börek, çiğ köfte, bulgur köftesi, içli köfte… Ne istersem vardı aslında raflarda. İsterseniz sadece kahvaltılık alıp güzel bir kahvaltı da yapabilirsiniz. Sadece tatlı ve yanında çay da almak mümkün. Tatlılar bile baklavadan tutun cheesecakee kadar herşey mevcut. Özellikle çay çok lezzetli, tadı gerçekten farklı. Ne çayı olduğunu bilmiyorum, bir dahaki gidişimde bir sorarım.

Bu mekanın en sevdiğim yönü ise fiyatın belirlenmesi oldu. Öncelikle boş tabağın darası çıkartılıyor, artdından aldığınız yiyeceklerin gramına göre ödeme yapıyorsunuz. Ben yukardaki tabak için 11 TL gibi bir ücret ödedim. Bence çok makul. Aslına bakarsanız çok aç olduğum halde zor bitirdim tabağımı. Her çeşitten birer adet alarak 9 TL gibi bir fiyata doymak mümkün. En son gidişimde aldığım tabağı göstereyim şimdi de.

DSC_0148Evet bu resimlere bakmak bile ağzımı sulandırıyor. Aslında böyle yemek resmi çekmekten hiç haz etmem, çekene de uyuz olurum. Ancak bana annemin, anneannemin günlerini hatırlatan bu tabloyu ölümsüzleşitrmeden duramadım. Yemeklerin hepsi için mükemmel diyemem ancak bu kadar çeşiti aynı anda bulabileceğim ve hepsini tek tabakta istediğim gibi toplayabileceğim bir başka yer var mı bilmiyorum Ankara’da.

ODTÜ’lüler böyle bir yere sahip oldukları için çok şanslı. Ben açıkçası bizim üniversitenin tandoğan kampüsünde ne yiyeceğimi şaşırıyorum. Yemekhane deseniz yemekler çok lezzetsiz. Lezzet aradığımdan değil ama bazen o kadar zevksiz oluyor ki yani ben bile uğraşsam bu kadar kötü yapamam diyorum. Tabi her zaman değil… Özellikle hiç et yiyemiyorum yemekhanede, çok yağlı oluyor.  Kafeteryada sevdiğim yeni yeni çıkan “sebzeli köfte” var. Fiyatı bir sandwiche göre çok yüksek. Diğer ekmek arası şeyleri de yerken dökülmesin diye on takla atıyorsunuz. Şu ekmeği doldururken yeneceğini düşünseniz, biraz dikkat etseniz ne olur sanki!

Neyse biz Çatı’dan söz ediyorduk. Birkaç cümle ile bitireyim bu yazıyı. Forumlardan okuduğum kadarıyla buranın omleti de çok meşhurmuş. Ancak ben hiç denemedim. Bu hafta gittiğimde bir deneyeceğim. Eğer ODTÜ’ye bir şekilde yolunuz düşerse Çatı’ya mutlaka uğrayın. Ankara dışından ve hatta yurt dışından gelen arkadaşlarınız olursa onların mutlaka bu mekanı görmesini sağlayın.

 Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan Ankara’da yemek yenilecek en güzel yer Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.