Fedora 22 için AU WiFi Net ayarları

Uzun süredir bilgisayarımdan Ankara Üniversitesi’nin kablosuz ağına bağlanamıyordum. Bilgi işlemi aramama rağmen onlar da Linux güncellemelerinden sonra birçok kişiden şikayet aldıklarınını ve problemin çözümü için halen uğraştıklarını (!) söylediler. Ben de bilgi işlemin aylardır çözemediği bu problemin çözümünü bu yazımda sizinle paylaşacağım!

Öncelikle sorunun temel kaynağından özetle söz edeyim. Fedora 22 Network Manager’ın kullandığı wpa_supplicant adlı paket sürümü yeni TLSv1.2’i tetikliyor ve buradaki bir uyumsuzluk nedeniyle bazı WPA bağlantılarına erişemiyoruz. Yapmamız gereken Fedora 22 için aşağıdaki komutu kullanarak wpa_supplicant paketini eski sürümüne döndürmek:

dnf downgrade wpa_supplicant

Böylelikle wpa_supplicant paketinizin sürümü 2.4-3’ten 2.3-3’e inmelidir. Burada 2.3-3 sürümüne inmesi önemli, çünkü AU WiFi Net ile anlaşabilen sürümdür bu arkadaş.

Bu işlemden sonra Network Manager’ı aşağıdaki komutla yeniden başlatın veya bilgisayarınızı yeniden başlatın.

systemctl restart NetworkManager

Çömezlere not: Yukarıda verdiğim komutları çalıştırabilmeniz için root yetkilerine sahip olmanız gerekir. Bunun için komutların başına “sudo” ekleyin veya su yazarak root kullanıcısı olun.

Daha sonra AU WiFi Net wireless bağlantısına bağlan diyerek çıkan pencerede aşağıdaki ayarları uygulayın:

fedora22_au_wifi_net

Evet yanlış görmüyorsunuz CA sertifikası GİRMEMENİZ ve altındaki “CA sertifikası gerekli değil” kutusunu işaretlemeniz gerekiyor. Eğer sertifika girerseniz bağlantı kurulmayacaktır. 12345678910 yazan yere kendi TC Kimlik numaranızı girmeniz ve altına da kendi şifrenizi girmeniz gerekiyor herzamanki gibi.

Bundan sonra sorunsuz olarak Ankara Üniversitesi’nin kablosuz ağına bağlanabilirsiniz.

Bu önerdiğim çözüm Ubuntu ve wpa_supplicant’ın yeni sürümüne güncellenmiş tüm Linux sürümleri içinde uygulanabilir. Başka Linux dağıtımları için yapmanız gereken uygun komutları kullanarak wpa_supplicant’ı 2.3-3 sürümüne upgrade veya downgrade etmek ve wireless bilgilerini girerken CA sertifikasını gerekli olmadığı belirterek vermemek.

Umarım bu çözüm işe yaramıştır. Eğer yaşadığınız bir problem veya farklı çözüm önerileriniz varsa bu yazıya yorum olarak yazabilirsiniz.

Sevgiler!

Gerçek burcunuzu bir astronomdan öğrenin!

Gazetelerde ve dergilerde yazan burç tarihlerinizin doğru olduğunu mu sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz! Burada size nedenlerini açıklayıp gerçek burcunuzun ne olduğunu bulmanızı sağlayacağım.

Şu anda astrologların (yıldız falcılarının) büyük bir bölümünün kullanmakta olduğu burç tarihleri milattan önce 2000 yılına, Babilliler tarafından oluşturulan burç sistemine dayanmaktadır. Oysa ki burçların tarihleri her gün çok yavaş bir şekilde değişmektedir. Bu değişimin nedeni astronomide “gündönümünün devinimi (precession of the equinoxes)” olarak bilinir.

Şimdi basit anlamda bunu anlatayım. Belki lisedeki coğrafya derslerinizden hatırlarsınız. Yerin Güneş etrafında dolandığı düzlem ile ekvator arasında 23° 27′ lık meşhur bir açı vardır. Bu açı nedeniyle bazı aylar Güneş ışınları bulunduğuz enleme dik, bazı aylar ise eğik olarak ulaşır. Bu olay mevsimleri oluşturur. Buraya kadar ki bilgilere eminim bir çoğumuz aşinayız. Burada Dünya’nın hareketini biraz eğik bir şekilde dönen bir topaca benzetebiliriz. Topacın hareketine dikkatli bir şekilde bakarsanız kendi ekseni etrafında hızlı bir şekilde döndüğünü, ancak bunla beraber dönme ekseninin de çok yavaş bir şekilde yalpaladığını görürsünüz. İsterseniz Çinli bir amcamızın çevirdiği şu dev topacı izleyerek bu hareketi anlamaya çalışalım (özellikle 01:10’daki yalpalama hareketine dikkat edelim):

Dünya da aslında benzer bir yalpalama hareketi yapmaktadır. Ekliptik ile ekvator arasındaki 23° 27′ lık açı sabit kalırken (ki aslında bu değer de çok uzun süreler içinde değişir) yerin ekseni uzaydan bakıldığında bir yalpalama hareketi yapar. Bu hareketin tam bir dönüşü yaklaşık 26.000 yıl sürmektedir (eğer daha ayrıntılı bir video isterseniz buraya tıklayabilirsiniz). Eksenin bu sürekli devinimi mevsimler üzerinde etkilidir. Örneğin 26.000 yılın yarısı olan 13.000 yıl sonra eğer takvimlerimizde gerekli düzeltme yapılmasaydı Ağustos ayının ortasında Kış mevsimini yaşıyor olacaktık. Peki bu düzeltme nasıl yapılıyor şimdi ona bakalım. Yer’in Güneş etrafında bir kere dolanması için geçmesi gereken süre:

365 gün 6 saat 9 dakika 9 saniye‘dir.

Yer ekseninin devinimi ve mevsimlerin değişimi gözönüne alındığında, ardarda aynı mevsimi yaşamamız için geçmesi gereken süre:

365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniye‘dir.

Bizim de kullanmakta olduğumuz Güneş takvimleri oluşturulurken Yer’in Güneş etrafındaki tam turu için gereken süre yerine aynı mevsimi ardarda yaşamamız için gereken bu ikinci süre kullanılır. Aslında bu çok mantıklı ve kullanışlıdır. Çünkü biz yıl kavramını hangi mevsimde olduğumuzu, havanın nasıl olacağını kestirmek için kullanıyoruz. Bu nedenle Ağustos ayında hep Yaz’ı yaşamak isteriz. Sürekli değişen ve ayların mevsimleri göstermediği bir yıl sistemi hiç de kullanışlı olmazdı. Herneyse, konumuza dönelim. Görüldüğü gibi bu iki zaman arasında yaklaşık 20 dakikalık bir fark vardır. Bu nedenle Yer’in her yıl Güneş etrafındaki bir turunu olması gerektiğinden 20 dakika önce tamamladığı kabul edilir. Bu nedenle her yıl belirli bir tarihte Güneş’in bulunduğu burç 20 dakika geri kayar. Bu süre size az gelebilir, ancak şunu bir düşünün.

Milattan önce kabaca 2000 yılında Babilliler, 21 Mart’a denk gelen bir günde Güneş’in Koç burcunda olduğunu tespit etmişler. Şu anda 2000’li yıllarda olduğumuza göre aradan 4000 yıl geçmiş. Her yıl yirmi dakikalık gecikmeyi göz önünde bulundurursak o günden bu zamana yaklaşık 57 gün (yani kabaca 2 ay) gecikme olduğunu hesaplarız. Astrologların burada bir başka anlamsız hareketi ise 21 Mart’ı Koç noktasının başlangıç tarihi olarak kabul etmesidir. Oysaki ki Babillliler zamanında 21 Mart, Koç noktasının başına değil ortalarına hatta biraz daha ilerisine denk gelmektedir. Bu iki hata birleştirildiğinde burçların tarihlerinin günümüzde 1 ay kadar geri kaydığı görülür. Örneğin şu an Koç burcu olan birinin aslında gerçek burcu Balık’tır. Belki gerekli bilgileri bilmeyen veya bilse bile bu hesapları yapamayan birçok astrolog (yıldız falcısı) günümüzde bu düzeltmemeyi yapmamaktadır (Sanırım bunu yaptıkları zaman bu güne kadar baktıkları falların yerleri hep hatalı olacak ve bu şekilde insanları yanılttıkları ortaya çıkacak!).

Bir diğer konu ise burçların uzunlukları. Astrologlar hiçbir bilimsel neden olmaksızın burçları eşit 12 parçaya bölmüşlerdir. Ancak burçların uzunlukları eşit değildir. Örneğin Başak burcu gökyüzünde büyük bir alan kapladığından çok uzun bir burç olup Güneş’in bu burçtan geçmesi 45 gün sürmektedir. Akrep burcu için ise bu süre sadece 7 gündür!

Burçlar gerçekte 12 tane değil 13 tanedir! Sanırım astrologlar yine hiçbir bilimsel gerekçe olmadan sadece akılda kolay kalsın diye burçları 12 tane kabul etmeyi uygun görmüşlerdir (Böylece 1 yılda 12 ay olduğundan bölmesi kolay olacak. Belki de 13’ün uğursuz bir rakam olduğunu düşünüyorlardır, kimbilir…). 13. burcun ismi Yılancı. Akrep ile Yay takımyıldızları arasında yer alıyor. Artık gerekli bilgileri topladığımıza göre gerçek burcumuzu öğrenmenin vakti geldi. İşte gerçek liste:

burclar

Peki ne olacak burcunuz değiştiyse? Listeden herhangi bir burcu seçip bu benim burcum deseniz olmaz mı? Peki burcunuz Güneş’in üzerinden geçtiği bir takımyıldız olmak zorunda mı? Belki de sizin burcunuz Avcı takımyıldızıdır… Şimdi belki ne demek istediğimi belki de anlamadınız. Ancak şu videoyu izleyerek uyanmaya başlayabilirsiniz :) Devamını ise yakında yine buralarda bulacaksınız.

Herkese sevgiler!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “Gerçek burcunuzu bir astronomdan öğrenin!” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

ISON Kuyrukluyıldızı yere yaklaşıyor!

GÜNCELLEME:

İson Kuyrukluyıldızının Son ve En Güncel Durumu:
Ne yazık ki ISON Kuyrukluyıldızı, Güneş’e yakın geçişi sırasında kütlesinin tamamına yakınını kaybetti. Artık onu görmemiz mümkün değil. Bizi ziyaretinden dolayı kendisine teşekkür ediyoruz. Sevimli kuyrukluyıldızın görkemli vedasını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz:

Aşağıda ISON Kuyrukluyıldızı hakkında önceden yazmış olduğum yazıyı bulacaksınız. Ancak kuyrukluyıldız artık yıldıztozuna dönüştüğünden ilerisi için verdiğim tarihler bir anlam ifade etmiyor.

ISON Kuyruklu yıldızı olarak anılan bu cismin diğer isimleri: C/2012 S1 ve Comet Nevski–Novichonok‘dur. Bu kuyruklu yıldız Vitali Nevski ve Artyom Novichonok tarafından Rusya, Kislovodsk yakınlarında yeralan International Scientific Optical Network (ISON) teleskoplarında keşfedilmiştir. İsmini de bu teleskoptan almaktadır:

119-1
Vitali Nevski ve Artyom Novichonok ISON kuyruklu yıldızını keşfettikleri International Scientific Optical Network (ISON) teleskoplarının birinde. Credit: http://astronomer.ru/

ISON artık Güneş’e çok yaklaşmaya başladı. Ancak yaklaşıp geçene kadar onu çıplak gözle görmemiz zor. Şu anda dürbün, teleskop veya güçlü fotoğraf makineleriyle görüntüleri elde edilebilir. Aralık ayının sonlarına doğru ise onu çıplak gözle görme şansımız olacak.

Kuyruklu yıldızların gözlemlerinde şöyle bir ikilem vardır. Bir kuyruklu yıldız Güneş’e yaklaştıkça daha parlak gözükür. Ancak parlak olması onun gözleneceği anlamına gelmez. Kuyruklu yıldız Güneş’e çok yakın olduğu zaman onunla beraber hareket eder. Bu nedenle onu Güneş doğmadan hemen önce veya ya da Güneş battıktan hemen sonra gözleyebiliriz. Bu durumda gözlem yaptığımız zaman havanın karanlık olmadığı tan vaktine denk gelir ve gök cisimlerini parlak olsalar dahi ayırd etmemiz zorlaşır.

Peki gelelim ISON kuyruklu yıldızına. Aşağıda ISON kuyruklu yıldızının çekilmiş iki görüntüsünü bulabilirsiniz. Bunlardan ilki Hubble Uzay Teleskobu ile çekilmiş:

ISON Kuyrukluyıldızı. Credit: http://www.flickr.com/photos/gsfc/10346759605/
ISON Kuyrukluyıldızı. Credit: http://www.flickr.com/photos/gsfc/10346759605/

Bir diğerini ise benim de şu an çalışmakta olduğum Ankara Üniversitesi Kreiken Rasathanesi’nde meslektaşlarım tarafından çekildi:

ISON Kuyrukluyıldızı. Credit: Ankara Üniversitesi Kreiken Rasathanesi (Cihan Tuğrul TEZCAN, Onur YÖRÜKOĞLU)
ISON Kuyrukluyıldızı. Credit: Ankara Üniversitesi Kreiken Rasathanesi (Cihan Tuğrul TEZCAN, Onur YÖRÜKOĞLU)

Kuyruklu yıldız Kasım ayının başlarında küçük teleskoplarla gözlenebilecek bir parlaklığa ulaştı. Ancak ISON kuyruklu yıldızını ne zaman görebileceğiz ve ISON kuyruklu yıldızını görmek için nereye bakmalıyız diye merak ettiğinizi biliyorum.

Öncelikle Şunu söylemeliyim. ISON kuyruklu yıldızı şu anda (2013 Kasım ayının başlarında) gökyüzünde. Ama Güneş’e yaklaşmadan önce çok parlak görünmüyor. Bu nedenle çıplak gözle görülmesi çok ama çok zor. Ancak küçük bir teleskop veya dürbün kullanılarak farkedilebilir. Eğer aceleniz varsa, Kasım’ın 15’i ile 22 arası çıplak gözle görülme sınırında. Dolayısıyla bu tarihler arasında Güneş doğmadan hemen önce saat sabah 05:30 gibi soluk bir cisim olarak görülebilecek. Cismi görmek için Güneş’in doğacağı yöne (kabaca Doğu’ya) bakmanız gerekiyor. Ancak şehir ışıklarının olduğu bir yerde yaşıyorsanız çok fazla ışık kirliliği olacağından muhtemelen kuyruklu yıldızı göremeyeceksiniz. Bu nedenle şehir ışıklarından uzak ve ufuk çizgisini görebileceğiniz yüksek bir yere gitmeniz gerekli. Onu bir daha parlak görmek için öncelikle Güneş’e en yakın olacağı 28-29 Kasım tarihlerini beklememiz gerekecek. Bu tarihlerde Kuyruklu yıldız Güneş’e çok yakın olduğundan onunla beraber doğup onunla beraber batacak. Güneş’in yanında görülüp görülmeyeceği biraz şüpheli. Çünkü Güneş’ e en yakın olduğu anda bile Ay’ın ince hilal evresindeki parlaklığının neredeyse onda biri kadar parlak. Bu parlaklıktaki bir cismin gündüz görülme şansı biraz düşük.

Kasım ayından sonra iş biraz şansa kalıyor. Çünkü kuyruklu yıldızlar Güneş’e yaklaştıklarında parçalanabiliyorlar. Eğer bu durum yaşanmazsa ve cisim tek parça halinde kalabilirse onu görebilmemiz için Güneş’den biraz daha uzaklaşmasını beklemek durumundayız.

ISON kuyruklu yıldızı için heyecan verici olay Aralık ayından itibaren Güneş’ten uzaklaşıp yere doğru yaklaşması. 27 Aralık’ta ise yere en yakın konumuna ulaşıyor (64 milyon km, Yer-Güneş uzaklığının yarısından biraz az). Aralık ayının ilk günlerinde Güneş’ten çok fazla uzaklaşmadığından dolayı parlaklığı yüksek. Ancak çok kısa bir süre gözlenebiliyor. Bu nedenle Aralık’ın 10’u ile 20’si arasında gözlemek isterseniz, sabah Güneş doğmadan hazırlığınızı yapın. Hava henüz aydınlanmadan sabah saat 5:00 ile 6:00 arasında Güneş’in doğacağı Doğu ufkuna doğru bakın. Eğer şanslı iseniz soluk bir kuyruklu yıldız göreceksiniz. Kuyruklu yıldızın parlaklığı görme sınırına yakın olduğundan şehir ışıklarından uzak ve ufuk çizgisini rahat görebileceğiniz bir yerde olmalısınız. Burada size tavsiyem bir dürbün veya ufak bir teleskop kullanmanız.

Daha rahat gözlem yapacağınız tarihler ise Aralık ayının ortasından itibaren başlıyor. Aralık’ın 20’sinden sonra Güneş’ten büyük miktarda ayrıldığı için saat 03:00 gibi Kuzey-Doğu ufkundan yükselmeye başlıyor. Gün geçtikçe yükselmeye başladığı bu saat geriye doğru gidiyor. Yere en yakın olduğu 27 Aralık’ta ise saat 22:00 gibi tam kuzey yönünde yükselmeye başlıyor yavaş yavaş doğu ufkuna doğru ilerliyor ve saat gece 01:30 gibi rahat görülebilir bir yüksekliğe ulaşıyor. Bu andan sonra sabaha kadar gözlenebilir. Ancak yere en yakın olduğu bu tarihte bile parlaklığı çok düşük ve gözün görme sınırında. Bu nedenle kuyruklu yıldızı görmek için en azından bir dürbüne ihtiyacınız olabilir. Kuyruklu yıldızın fotoğraflanması için en uygun gün bu gün olabilir.

Bana sorarsanız bu kuyruklu yıldızı çıplak gözle görmek için en iyi zaman yere en yakın olduğu 27 Aralık tarihi değil. Çünkü bu tarihte Güneş’ten uzaklaştığı için daha sönük gözüküyor. En uygun zamanın Aralık’ın 14’ü veya 15’i olduğunu düşünüyorum. Bu tarihlerde sabah 5:00 ile 6:00 arasında tam doğu ufkuna bakılırsa şehir ışıklarının çok olmadığı bir yerde çıplak gözle gözlenebilecektir.

Ocak ayında cisim Güneş’ten oldukça uzaklaşacağından küçük ve orta ölçekli teleskoplarla gözlem yapabilmek için ideal bir pozisyona geliyor. Eğer amatör olarak astrofotoğraf ile uğraşıyorsanız ve fotoğraf makinenizi bağlayabileceğiniz bir teleskobunuz varsa bu fırsatı kaçırmayın. Uzun poz süreli fotoğraflar çekmek de ilginç olabilir.

Evet ISON kuyruklu yıldızı onu çıplak gözle görmek isteyenleri açıkçası biraz hayal kırıklılığına uğratacak. Ancak amatör ve profesyonal astronomlar tarafından halen görüntülenebilir ve incelenebilir değerli bir cisim.

Bu arada tabi sevgili basınımızda yine abartılı haberler dönmeye başladı. Özellikle “ISON Kuyruklu yıldızı Ay parlaklığında görülecek” haberi beni benden alıyor. Hatta bazı üniversite hocalarımında basına böyle demeçler verdiğine şahit oldum. Sanırım onlar da astronomiyi basından takip ediyorlar… Bir zamanlar Mars için de aynı şey söylenmişti. Bir astronom olarak söylüyorum “Ay parlaklığına yaklaşamayacak bile”. Dahası özel bir çaba sarfetmezseniz (dürbün kullanmak, şehirden uzak bir yere gitmek vs.) bu kuyruklu yıldızı gözlemeniz pek olası gözükmüyor.

Daha heyecanlı bir kuyruklu yıldız yazımda görüşmek üzere, sevgiler!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “ISON Kuyrukluyıldızı yere yaklaşıyor!” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Rock müzikte değişik bir tarz arayanlara: Oberhofer

Aslında bir kaç yıl öncesinin hikayesiydi. İzlediğim bir videonun arkafonunda “o0Oo0Oo” diye bağıran bir vokal. Bana Bloc Party’nin vokalistini hatırlattı. Yıllar sonra ben vokalistinin neye benzediğini internette aratana dek, onun siyahi olduğunu düşündüm. Şarkıda, sadece vokalde değil, müzik aletlerinde de ciddi bir entonasyon söz konusuydu. Ancak tatlı bir entonasyon, bilerek yapılmış. Tıpkı The Cure’ün şarkıları gibi. Yine dayanamadım buldum Oberhofer’ın “o0Oo0Oo” albümünü ve dinlemeye başladım. Aslında çok fazla sarmamıştı. Rahat müzik yapmayı biraz abartmışlar diye düşündüm içimden. Sözler hep tekrar, basit ve anlamsız. Hatta bazen çocuk şarkısı mı yapıyorlar diye düşündüm. Ancak yaptıkları müzikte, şarkı aralarında yakalanan bazı melodiler beni sarhoş etmişti. Çoğu akor basit majör-minör olsa da tuhaf bir ustalık vardı içinde.

oberhofer_kucukGeçenlerde evde otururken çok fazla Rock müzik dinlediğim için klasik tonlardan biraz uzaklaşmam gerektiğini hissettim. Biraz daha yalın ve anlamsız şeylere ihtiyaç duymuştum aslında. İçi dolu olmasın, düşündürmesin, yormasın… Ama haykırsın bir şekilde, tüm çıplaklığıyla… Aklıma Oberhofer geldi. Dinlemeyi çok özlediğimi farkettim. Gruplarını büyütmüş ve yeni besteler yapmışlar. Yeni ve farklı bir tür müzik dinlemek gerçekten beni çok rahatlattı ve mutlu etti. Özellikle aşağıda yayınladıkları videoda “o0Oo0Oo” albümlerindeki bazı şarkıları ve yeni yaptıkları şarkıları çalmışlar. Hem de canlı, hem de pek güzel… İçinden geldiği gibi çalmak bu olsa gerek. Klasik rock kalıplarından biraz yorulduysanız ve farklı-sakinleştirici birşeylere ihtiyacınız varsa birkaç doz alın. Size de iyi gelebilir!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “Rock müzikte değişik bir tarz arayanlara: Oberhofer” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Placebo’dan Öze Dönüş: Loud Like Love

Placebo dinlediğimi söyleyince bazı arkadaşlarımdan tuhaf tepkiler alıyorum. Neden bu kadar çok ön yargımız var… Herneyse. Placebo dinleyen herkesin bir başlangıç hikayesi vardır. Benim ki lise çağlarımda “Without You I’m Nothing” albümünün kasetini almam ile başlamıştı. Önce “hımm, güzel şarkılar” şeklinde başlamamla beraber bu grubu dinlemenin bağımlılık haline gelmesi çok zaman almamıştı. Gerek müzik anlayışıma, gerekse duygularıma yeni anlamlar katan bu grubu “Meds” albümünden sonra çok dinlemez olmuştum. Placebo bu albümden sonra müziğine bence gereğinden fazla yenilik getirdi. Sadelik biraz ortadan kalktı. Şarkılarda gitarlar biraz arka plana atıldı. Sözler ve müzik birbirine uydurulmak için yazılmaya zorlanmış gibi hissettiğim bazı şarkılar oldu. Ayrıca bu zamanlarda yine benim “Where is my mind” tayfası olarak adlandırdığım normalde çok Placebo dinlemeyen ama bu şarkı çok iyi diyerek Placebo’nun bu şarkıdan ibaret olduğunu zanneden bir rahatsız edici kalabalık ortaya çıktı. Hatta şarkının neredeyse tamamının Pixies grubu tarafından söylendiği versiyonunu Placebo zannedenler bile vardı. Bu kalabalığın şarkıdan sıkıldıktan sonra yavaş yavaş Placebo dinlememeye başladığını görmek beni sevindirdi. Ancak benzer tarihlerde Placebo yine de eskiden içimize işleyen o şarkılarından biraz uzaktı.

placeboloudlikeloveGelelim “Loud Like Love” albümüne. Bana göre Placebo bu albüm ile eski güzel günlerine dönen kapıları aralamış gözüküyor. Şarkılarda eskisi kadar olmasa da gitarlar yine ön planda. Müzik yine içinize fazlasıyla işleyebiliyor bazı şarkılarda. Albümü dinlerken birkaç şarkı dışında sıkılmadım. Tabi burada sıkılmamış olmam albümün hareketli olduğu anlamına gelmez. Gerçekte melankolik şarkıları dinlemek beni hüzünlendirse de mutluluk hormonu salgılamama neden olur. Hareketli şarkılar halen bana çok sıkıcı gelir. Albümün ilk şarkısı olan “Loud Like Love”da Placebo her nefes alışımızın aşkla ve inanmakla dolu olması gerektiğini vurguluyor (her ne kadar şu inanmak kelimesinin anlamını bir türlü çözemesem de). Albümde ilgimi çeken bir diğer şarkı ise “Too many friends”. Hissettiğim şey, şarkının isminin tersine aslında Brian’ın çok yanlız hissettiği. Belki de, yanlız kalmaktan çok eskiye dair ilişkilerini, arkadaşlarını ve hislerini artık silerek yeni ufuklara yelken açma isteği. Biraz Paris sokaklarından dem vuruyor, belki de tüm olan bitenin samanlıkta bir iğne olduğunu ve daha bilemediği birçok insanın hayatına gireceğini söylüyor. Şarkının melodisi ve armonisi insanı oldukça sarıyor dinleyince.

placeborobthebankSöylemeden edemeyeceğim, belki görmüşsünüzdür bu albümün “Rob the bank” şarkısının klibinde Türkiye’deki gezi eylemlerine bir gönderme yapıldı. Üzerinde Türk bayrağı sarılı olan bir heykelin yüzünde gaz maskesi takılıydı. Bu da yaşadığımız bu olayların küresel etkisinin gerçekten ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Dikkat edeceğiniz üzere bu gönderme sürekli Dünya barışı için şarkı söyleyen bir gruptan değil, özel bir müzik grubundan geldi. Bu haliyle gerçekten videodaki bu sahne benim için çok anlamlı. Umarım ülkemiz bir gün doğaya ve insanlara saygı duymayı, zorlamayla yapılan herşeyin her zaman hüsranla sonuçlanacağını bir gün tüm samimiyetiyle öğrenir.

Albümde en çok hoşuma giden şarkı ise “A million little pieces”. Şarkının düzenlemesi ve kurgusu muhteşem. Melodi iliklerinize kadar işliyor ve sözlerle çok uyumlu. Şarkıda Brian, yaşamdaki bazı ilişkilerin çok güzel olabilecekken yapılan küçük hatalardan dolayı yolunda gitmediğinden ve bu nedenle duyulan pişmanlıktan söz ediyor. En sonunda ise sevdiğine hoşçakal diyerek şehri terk ediyor. Aslında şarkıda sevdiği kişiden çok kendi kalbi ile yüzleşmiş.

Bir diğer ilginç olay ise “Bosco” şarkısındaki ilginç kelime oyunu. “I love you more than any man” yani “seni herhangi bir erkekden daha çok seviyorum”. Evet bu sözü duyunca insan afallıyor. Brian için her ne kadar böyle bir söz yazmak çok doğal olsada gözden kaçan bir nokta olduğunu farkettim. İçinde “erkek” ifadesi geçmesine rağmen bu söz her iki cinsiyete de söylenebilir :) Anlamadıysanız bir kere daha okuyun. Bu yazıyı bu güzel nokta ile sonlandırayım.

Görüşmek üzere!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “Placebo’dan Öze Dönüş: Loud Like Love” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Linüx’te Fan Problemi (çözüldü)

Bu yazımda sizlere uzun süredir çözüm aradığım ve sonunda hallettiğim Linux’te hızlı fan probleminden sözedeceğim. Sanırım aşağıdakine benzer problemleri olanlar için de bu yazı yardımcı olacaktır.

1) Dizüstü bilgisayarıma Linux yükledim ancak fan sürekli ve çok hızlı çalışıyor,
2) Sony Vaio marka laptopuma Fedora Linux’ün son sürümlerinden birini yükledim ancak fan sürekli ve çok hızlı çalışıyor,
3) Dizüstü bilgisayarımda Windows’u açtığımda bilgisayarın fanı normal çalıştığı halde Fedora Linux’e geçtiğimde sürekli, hızlı ve çok gürültü çalışıyor. Bu nedenle çalıştığım ortamda çok gürültü oluyor ve laptopun batarya ömrü azalıyor.

Fazla laf kalabalığı yapmayacağım. Sony Vaio VPCEC4L1E model Intel Core i3 işlemcili ve ATI Radeon grafik kartlı bir dizüstü bilgisayarım var. Bilgisayara Fedora 15 yükledim. Ancak Linux’ü açtığımda fan çok yüksek hızda ve sürekli olarak çalışmaya başlıyordu. Bu nedenle bilgisayar çok ses çıkartıyor ve bilgisayarın bataryası yarım saat bile dayanmıyordu.

linux01

Problemin çözümünü aylarca aradım ancak uzun süre bir çözüm bulamadım. Fedora’nın yeni sürümlerinde de aynı problemin devam ettiğini okudum. Geçen günlerde bu problemin işlemciden değil ATI Radeon grafik kartının sürücüsünden kaynaklandığına ilişkin bir yazı okudum. Yazıda, Fedora ile birlikte gelen grafik kartı sürücüsünün ATI Radeon grafik işlemci ile iyi anlaşamadığı, bu nedenle kartın çok ısındığı ve fanın sürekli çalışmak zorunda kaldığı yazıyordu. Bu uyumsuzluğu çözmek için ATI Radeon bir sürücü yayınlamış durumda. Aşağıdaki linkten indirerek yükleyebilirsiniz:

http://support.amd.com/us/gpudownload/linux/Pages/radeon_linux.aspx

Bu yüklemeden sonra grafik kartından ileri gelen bir miktar ısınma problemi gitti. Ancak problem halen çözülemedi. Fan hızlı çalışmasına devam ediyordu. Bu arada (eğer sizde de Fedora yüklü ise) aşağıdaki komut ile size bilgisayarınız içerisindeki sıcaklık sensörlerinin değerlerini veren kullanışlı bir paketi yükleyebilirsiniz:

> sudo yum install lm_sensors

Yükleme tamamlandıktan sonra komut satırına

> sensors

yazarak CPU ve diğer donanımların (eğer sensorleri varsa) sıcaklıklarını görebilirsiniz.

Herneyse konumuza dönelim. Bilgisayarımda işlemciyi meşgul eden paketleri iyice inceledim ve problemin “cups” sunucuları (yazıcı ile ilgili bir paket) olduğunu farkettim. Hiç umudum olmadığı halde aşağıdaki komutu kullanarak öncelikle “cups” sunucusunu kaldırdım:

> sudo yum remove cups

Ardından inanılmaz şey gerçekleşti! 77 C olan işlemci sıcaklığım ve fan hızım tamamen normale döndü (aşağıdaki resimden görebilirsiniz).

Screenshot-3

Daha sonra,

> sudo yum install cups

komutu ile “cups” paketini yeniden yükledim. Fan hızımda hiçbir değişiklik olmadı ve paket normal çalışmaya başladı! Artık Fedora’da bilgisayarımın fanı Windows’tan bile daha yavaş ve verimli çalışıyor. Sırf fan fazla çalışmasın ve Laptop ısınmasın diye internete girdiğim zamanlar Windows’a geçmek zorunda kalıyordum. Artık buna gerek kalmadı! Umarım bu bilgi sizin de işinize yarar. Linux yüklenmiş laptopların bir çoğunda hızlı fan probleminin olduğunu biliyorum. Elbette bunun nedeni başka birşey de olabilir. Ben burada sadece kendim için bu problemi nasıl çözdüğümü anlatmak istedim.

Sevgiler!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “Linüx’te Fan Problemi (çözüldü)” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.

Vegan olmak için en iyi zaman: şimdi!

Eskiden her sıradan insan gibi gülüp geçerdim bu konuya. Ancak bu günlerde bir arkadaşımın yolladığı Gary Yourofsky‘ye ait bir video sonrasında düşünmeye başladım. “Acaba veganların haklılık payı var mıdır?” diye. Bu konuda yeni olup Vegan nedir diye soranlarınız vardır belki. Vegan kişi, hayvanlardan gelen herşeyi (yiyecek, içecek, giyecek vb..) kullanmayı reddeden insan olarak tanımlanabilir. Bu grubu vejeteryanlardan ayıran en büyük özellikleri et yememeleri dışında süt, yoğurt, peynir ve yumurta gibi diğer hayvansal ürünleri de yemeyi reddetmeleridir. Sadece anne sütünün içilmesinde bir sakınca yoktur. Burada bahsedeceğim birçok şeyi Gary Yourofsky’nin videosunda bulabileceksiniz. Sanırım onun düşüncelerini burada aktarmama kendisi kızmayacak, hatta sevinecektir.

Author: http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Vegan_Gardein_Tofu_Foods_Display.jpg
Author: http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Vegan_Gardein_Tofu_Foods_Display.jpg

Bize küçükken doğruymuş gibi öğretilen birçok bilginin aslında çok büyük yanlışlar içerebileceğini anladım bu son yıllarda. Bu bilgilerden bir tanesi ise et ve hayvansal besin yemek ile ilgili. Bana ister inanın ister inanmayın bir insanın hayatı boyunca et, süt, yoğurt, peynir ve diğer tüm hayvansal yiyecekleri yemesine ihtiyacı yoktur. Neden olmadığını aşağıdaki 4 basit madde ile açıklamamız mümkün:

1) İnsanoğlu etçil değildir. Bize ilkokulda ve ortaokulda insanoğlunun hem etçil hem de otçul olduğu öğretildi. Bu ne kadar büyük bir yalandır, ne kadar büyük bir kandırmacadır. Bu yalanı söyleyenlerin amaçları nedir diye çok merak ediyorum doğrusu. İnsanoğlu fizyolojik olarak etçil hayvanların değil otçul hayvanların özelliklerini taşımaktadır (bağırsakları uzundur, keskin pençesi yoktur, çene yapısı et parçalamaya değil geviş getirmeye uygundur vb…). İnsan vücudunun sindirim sistemi baştan aşağı bitkisel besinleri sindirebilecek şekilde evrimleşmiştir. Burada sorulacak bir çok soru olabilir. Örneğin insanların eski çağlardan beri neden et yediği sorulabilir. Bu konuda ciddi bir altyapım olmamasına karşın bunu teorik olarak açıklamak benim için açıkçası çok kolay oldu. Eski çağlarda diğer hayvanlara göre zeki olan insanlar “otçul” olduklarının farkında değillerdi. Bu nedenle etraflarındaki hayvanları örnek alarak yemek düzenlerini belirliyorlardı. Örnek aldıkları otçul hayvanlardan sebze ve meyve yemeği öğrendiler. Ancak etraflarında sadece otçul hayvanlar bulunmamaktaydı. Arslan gibi etçil hayvanları da gören insanoğlu “et” yemenin de doğal birşey olduğunu zannetti ve hayvanları da avlamaya başladı. Aslında bu çok büyük bir hataydı. Ne yazık ki bu yanlış gelenek ve bağımlılık günümüze kadar ulaşmıştır. İhtiyacı olmadığı halde bir hayvanı öldürerek etini yiyen bir insan cahil ve cãnidir. Günümüz modern toplumlarda neredeyse her türlü hayvansal olmayan yiyeceğe erişme imkanımız bulunduğundan ve insan bir tür olarak otçul olduğundan hiçbir insanın et yeme zorunluluğu yoktur.

2) Et ve diğer tüm hayvansal ürünler sağlıksızdır. Belki bu bilgiyi doğru olarak kabul etmeniz çok zaman alacak. Gerçekten de çok sert bir ifade, ancak ne yazık ki doğru. Eğer bu bilginin yanlış olduğunu düşünüyor ve bunu destekleyen bilgiler bulmaya çalışıyorsanız gerçekten kandırılıyorsunuz demektir. Oyuna gelmeyin. Buradaki amacım sizi bir nebze olsun uyandırmak. Et, öldürülen ve parçalara ayrılan bir hayvanın cesedidir. Kan, et, damar, kas ve tendon içerir. Et yiyen insanlar başlıca şu nedenlerden dolayı ölürler: damar tıkanıklığı kaynaklı kalp rahatsızlıkları, damar sertliği, kalp krizi, inme, astım, şeker hastalığı, kanser,  kemik erimesi ve obezite. Hayvansal ürünlerde (et, süt, peynir ve yumurta) insan sağlığını tehdit eden 4 temel madde bulunmaktadır: Kolestrol, doymuş yağ, trans yağ asitleri ve hayvansal protein. Bu maddelerden vücuda alınması gerekliymiş gibi gösterilen hayvansal protein gerçekte insan vücudu için fazla asidiktir. Bu nedenle et yiyenlerin üçte birinde kansere yol açar. Ayrıca hayvansal protein kemik erimesine yol açar. Kanımızı asidik hale getiren hayvansal proteinin bu etkisini dengelemek için vücut fosfora ihtiyaç duyar. Fosforu kalsiyum ile beraber kemiklerden alır ve kanın asitliğini azaltır. Fazla gelen kalsiyum ise idrar ile dışarı atılır. Böylelikle kötü kemik erimesine, kemik kırılmasına ve kansere davetiye çıkarılır. İnsanlığı tehdit eden hastalıkların büyük bir bölümü hayvansal besinlerden gelmektedir. Sebzelerle bulaştığı söylenen E.coli, sarmonella gibi bakterilerin tek bir kaynağı vardır: İnsan ve hayvan dışkısı. Bu dışkıların bu kadar fazla olmasının nedeni et yiyen insanların yemek için milyonlarca hayvan talep etmesidir. İşin içine girip gerçekleri görmeye başladığınızda hayvansal ürünler (et, süt, peynir ve yumurta) tüketmenin insan için hiçbir faydasının olmadığını görüyorsunuz. Umarım insanlar üzerinde bu maddeler ile oynanan oyunlara alet olmaz ve bu kötü alışkanlığı bir an önce bırakırsınız. Gary Yourofsky’ye göre et yememizin temelde dört sebebi var: gelenek, alışkanlık, kolaylık ve tat. Sağlık açısından bakıldığında et yemek intihardır.

Author: http://www.flickr.com/photos/sbogdanich/8138633605/
Author: http://www.flickr.com/photos/sbogdanich/8138633605/

3) Et yemek Dünya’da açlığa sebep olmaktadır. Dünya’da üretilen tahılların yarınsından çok daha fazlası insanların beslenmesi yerine, insanlara yedirilmesi için öldürülmesi planlanan hayvanların beslenmesi için kullanılmaktadır. Öyle ki bir dananın hayatı boyunca tükettiği mısır, dana yenildiği zaman doyacak insan sayısının 12 katını doyurabilir (bkz: http://tr.wikipedia.org/wiki/Veganizm)! Hayvansal gıda tüketimi ortadan kalktığında tüm Dünya açlıktan kurtulacaktır (evet bu kadar basit!).

4) Ortada bir zorunluluk olmadan bir hayvanı öldürmek veya o hayvana işkence çektirmek cãniliktir ve etik değildir. Sağlıklı beslenmek için gerekli olan herşey bitkisel besinlerde mevcuttur. Hayvansal besinler ise sağlığa ciddi anlamda zararlı maddeler içermektedir. Sadece tadı güzel diye bir hayvanı öldürüp etini yemenin veya bir ineğe işkence yapılarak elde edilen sütten yapılan peyniri yemenin etik açıdan hiçbir ahlâki değeri yoktur. Kahvaltı yapmam için bir hayvanın işkence görmesine, veya akşam yemeği yediğimde bir hayvanın kesilerek öldürülmesine ihtiyacım yok. İnsãni kesim  diye bir şeyin olması olanaksızdır. Dünya’da veya ülkemizde hergün tüketilen eti, sütü, yoğurdu, peyniri ve yumurtayı düşünün. Bu kadar hayvansal ürünü elde ederken hayvanların çok iyi ortamlarda ve mutlu olduklarını mı düşünüyoruz. Bu hayvanların nasıl işkence çektiklerinden haberiniz var mı? Bu işkenceleri TV reklamlarında hiç görüyor musunuz? KANDIRILMAYIN. Hayatınız boyunca et yiyerek kabaca 3000 tane hayvanın ölümüne yol açtığınızı unutmayın. Biri size sokağa çıkıp bir kediyi öldürmenizi söylese ona nasıl tepki verirdiniz? Burada hayvanların kedilerden ve köpeklerden ne farkı var sizce? 

Author: http://veganismisnonviolence.com/2012/08/29/the-only-difference-exists-in-your-mind/
Author: http://veganismisnonviolence.com/2012/08/29/the-only-difference-exists-in-your-mind/

Şimdi gelelim bilgisiz ve kandırılmış insanların veganlara yönelttikleri temel iki sorunun cevabına. Eğer birgün vegan olursanız size insanların temelde iki soruyu yönelteceğini göreceksiniz. Bu soruları duyduğunuz anda aslında karşınızdaki kişinin konu hakkında hiçbirşey bilmediğini de anlamış olursunuz. Bu nedenle rahat olun ve sahip olduğunuz bilgileri kullanarak, karşınızdakileri kırmadan cevap verin. Onları doğru yola doğru yönelterek kandırılmış olduklarını güzel bir dille anlatmaya çalışın. Elbette ki et yemeye bağımlı hâle gelmiş bir insana bu bağımlılığının çok yanlış olduğunu anlatmak çok zor olacaktır. Ancak onlara bunları tek tek anlatmak yerine kendilerini araştırmaya yöneltin.

1) Protein ihtiyacını nasıl karşılayacaksın? Et yemek yerine çok fazla vejeteryan yiyecek yemen gerekecek. Aslında en hatalı sorulardan biridir. Bu soruyu size yönelten kişiye insan vücudunun günlük protein ihtiyacını sorabilirsiniz. Bununla beraber 100 gr ette ne kadar protein bulunduğunu ve 100 gr mercimekte ne kadar demir bulunduğunu sorun. Muhtemelen size cevap veremeyecektir. Aslında bu soruyu yöneltmekte insanlar haksız sayılmaz. Bu yanlış bilgi ile az kandırılmadık okullarda ve TV reklamlarında. Öncelikle hayvansal proteinin zararlarına yukarıda değinmiştik. Hayvansal protein almayarak öncelikle bu zararlardan kurtulmuş oluyorsunuz. İnsan vücuduna günlük gerekli olan protein insanın kilosu kadar gramdır. Yani 70 kilo iseniz günlük en fazla 70 gr kadar proteine ihtiyacınız vardır. Şimdi protein alabileceğiniz besinlere bir bakalım (kaynak: http://www.mindbodygreen.com/0-4771/10-Vegan-Sources-of-Protein.html):

1 kap pişmiş ıspanak: 7 gr
1 kap pişmiş taze fasülye: 13 gr
1 kap soya veya badem sütü: 7-9 gr
1 yemek kaşığı fıstık, badem veya kaju ezmesi: 8 gr
100 gr tofu: 7 gr
1 kap mercimek: 18 gr (!)
1 kap kuru fasülye veya barbunya: 13 – 15 gr
1 kap tempe: 30 gr
1 adet tam tahıllı ekmek: 10 gr

proteine karşılık gelmektedir. Buradan da göreceğiniz gibi öğünleri yeterince çeşitli olan bir veganın protein alması için özel bir çaba sarfetmesine gerek yoktur. Bu proteinlerin hepsi bitkisel olduğundan dolayı bir vegan hayvansal proteinin vücuda verdiği zaralardan da etkilenmeyecektir.

2) Kalsiyum ihtiyacını nasıl karşılayacaksın? Et ve tüm hayvansal besinlerin sağlıksız olduğundan daha önce söz etmiştiktik. Hayvansal besin (et, süt, peynir, yumurta) yenilmesi özellikle kalsiyumun idrarla dışarı atılmasına neden olduğundan dolayı bırakın vücunuza kalsiyum sağlamasını, kalsiyum eksikliğine bile yol açabilmektedir. Bu nedenle etrafımız kalsiyum takviyesi içeren ilaçlar ve ek besinlerle çevrilidir. Televizyonda sürekli kalsiyum takviyesine ilişkin reklamlar görürsünüz. Aslında bu sizi kandırmak ve daha fazla ilaç ve takviye ürün almaya sizi mecbur bırakmak için oynanan bir oyundur. Bir insanın günlük kabaca 1000 mg kalsiyuma ihtiyacı vardır. İşte kalsiyum ihtiyacınızı hiç bir hayvanı öldürmeden rahat rahat karşılayabileceğiniz vegan yiyecekler (kaynak: http://www.vrg.org/nutrition/calcium.php):

2 yemek kaşığı pekmez: 400 mg
1 kap pişmiş kara lahana: 357 mg
250 gr kalsiyumca güçlendirilmiş diğer bitki sütleri 300-500 mg
120 gr Kalsiyum sülfat ile işlenmiş tofu 200-420 mg
250 gr kalsiyumca güçlendirilmiş portakal suyu 350 mg
250 gr kalsiyumca güçlendirilmiş soya veya pirinç sütü 200-300 mg
200 gr soya yoğurdu: 300 mg
1 kap şalgam: 249 mg
120 gr nigari ile işlenmiş tofu: 130-400 mg
1 kap tempe: 184 mg
1 kap pişmiş lahana: 179 mg
1 kap pişmiş soya fasülyesi: 175 mg
1 kap pişmiş hardal yaprağı: 152 mg
1 kap pişmiş bamya: 135 mg
2 yemek kaşığı tahin: 128 mg
1 kap pişmiş küçük beyaz fasülye: 126 mg
2 yemek kaşığı badem yağı: 111 mg
1/4 kap badem: 94 mg
1 kap pişmiş brokoli: 62 mg

Bu listeyi gördükten sonra neredeyse yediğimiz her bitkisel üründe bol miktarda kalsiyum olduğunu görebiliyoruz. Bu nedenle bir ineğin sevimli buzağası için ürettiği sütü çalmak zorunda değiliz.

Author: http://www.flickr.com/photos/adriannier/3646830248/in/photostream/
Author: http://www.flickr.com/photos/adriannier/3646830248/in/photostream/

Elbetteki sorular bunlar ile bitmeyecek, daha bunun gibi birçok alaycı soru size yöneltilecektir. Ancak şunu unutmayın ki bunu öncelikle kendiniz için yapıyorsunuz. Bu besinlerle beslendiğiniz taktirde hiçbir hayvan sizin midenizi doldurmak için acı çekmiyor ve öldürülmüyor. Aynı zamanda vücudunuza sağlığınızı tehdit edecek hiç birşey girmiyor. Sanırım bu sizin daha huzurlu olmanızı sağlayacaktır. Bırakın başkaları yemekte ısrar etsinler. Onlar oyuna gelmiş olabilirler, ancak siz bu oyunlara kanmayın, aklınızı kullanın.

Ben şu anda bir Vegan değilim. Ne yazık ki veganlıkla yeni tanıştım. Keşke etçil olmadığımı ve hayvanlara işkence çektirmek veya onları öldürmek zorunda olmadığımı çok önceden anlamış olsaydım. Şimdi bu yaptığım hata için üzülüyorum. Ancak hiçbir şey için geç değil. Şimdilik bir alışma dönemindeyim ve gayet iyi gidiyor. Hazırlıklarımı tamamladığımda tam anlamıyla bir vegan olmayı istiyorum. Bu çok uzun zaman almayacak. Elbette alışkanlıklarımızı bir kenara bırakıp doğru yola yönelmek biraz zor olacak bu konuda. Ancak Vegan olmasanız bile konunun bilincinde olmak ve hayvanlara minimum zarar vererek yaşamımızı sürdürmek bu kadar da zor olmasa gerek. Eğer daha fazla soruya cevap arıyorsanız veganlığı onu en iyi anlatan kişinin ağzından dinleyin:

Kendinize iyi bakın!

Creative Commons Lisansı
Tolgahan KILIÇOĞLU tarafından yazılan “Vegan olmak için en iyi zaman: şimdi!” Creative Commons Attribution 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır. Paylaşmak istediğiniz taktirde lütfen bu sayfanın adresine atıfta bulununuz.